• BIST 89.282
  • Altın 145,807
  • Dolar 3,6298
  • Euro 3,8933
  • Konya 11 °C
  • Bankalar Kart Sahiplerinin İsteklerini 7 Gün İçinde Yerine Getirecek
  • FETÖ'nun Avrupa'daki yeni oyunu: "Fişleniyoruz" şikayeti
  • FETÖ'nün sahtekarlıkları
  • Bankalar Kart Sahiplerinin İsteklerini 7 Gün İçinde Yerine Getirecek
  • FETÖ'nun Avrupa'daki yeni oyunu: "Fişleniyoruz" şikayeti
  • FETÖ'nün sahtekarlıkları

Çağın Yüklediği Sorumluluğu Hisset!

Derviş Argun

Turgut Özal’ın bir salon konuşmasında Sultan Abdülhamit ile ilgili bir bölüm var. Üç dakikalık bir bölüm. Muhtemelen Cumhurbaşkanı olduğu günlerde yaptığı bir konuşma. Orada anlattığına göre, 1930’lu yıllarda ilkokul son sınıftayken evde tarih dersine çalışıyormuş. Evlerine misafirliğe gelen ve ağırlıklı olarak İstanbul’da yaşamış ve Sultan Abdülhamit dönemine tanıklık etmiş dedesi, tarih kitabında sultan Abdülhamit’e “kızıl sultan” denildiğini duyunca, Turgut Özal’a size yanlış ve yalan tarih öğretiyorlar demiş. Turgut Özal da dedesine, dede doğruyu sen mi yoksa bu kitabı yazan koskoca tarihçiler mi bilecek? Demiş.

Yıllar sonra yurtdışına çıkıp alternatif tarih kitaplarıyla da karşılaşınca anladım ki diyor, dedem doğru söylüyormuş. Çünkü Sultan Abdülhamit, tahta çıktığı 1876’dan alaşağı edildiği 1909 yılına kadar ki yaklaşık 34 yıllık iktidarında tek metrekarelik toprak kaybetmemiş. Öyle ki diyor iktidarda olduğu dönem, balkanlar başta olmak üzere Osmanlının tamamında çalkantıların en üst düzeyde olduğu, batının Osmanlıyı kuşattığı ve nefessiz bıraktığı dönemlerdir. Buna rağmen sultan Abdülhamit, esasen amcası Abdülaziz’den devraldığı Osmanlı İmparatorluğunu tek parça halinde 1909’a kadar taşımıştır.

Fakat ne hazindir ki diyor,  vatan, hürriyet naralarıyla onu tahttan indiren İttihat ve Terakki, koskoca Osmanlıyı on yıla kalmamış bozuk para gibi harcamıştır. Birisi “kızıl sultan” diğeri ”birlik ve ilerlemeciler”

İttihat ve Terakki’nin sadece askeri unsurlardan oluşan bir yapı olmadığını biliyoruz. Koskoca Osmanlıyı bozuk para gibi harcayan bu ekibin basında karşılığı var. Sözde aydınlarda karşılığı var. Finansta ve ekonomide karşılığı var. İhanet dediğiniz şey komplike bir yapıdır. O sebeple de kuşatıcı ve bir o kadar etkileyicidir. İhanetin aydınları, bu komplike yapının en temel taşlarını oluşturur. Ali Şeriati aydın kimdir? Sorusunu, “Tek kelime ile aydın, kendi insani durumunu, tarihsel  yerini ve durumunu idrak eden kimsedir.  Kuşkusuz böyle bir bilgi ve idrak, çağına karşı ona sorumluluk yükler. Kendini tanıyan bir aydın, kesinlikle çağının insanına karşı sorumludur” diye cevaplar.

Sosyolojiyi siyasetçiler yönetirmiş gibi gözükse de, esasen ana yönelimi aydınlar belirler. İnsanların hangi konuda ne düşüneceği ve nasıl düşüneceği sorusunun cevabı, bir anlamda aydınların fırınında pişirilir, siyasetçilerin tezgâhında satılır. Fırını iyi olmayan siyasetçinin, hitap ettiği kitleyi yönetebilmesi düşünülemez. O bakımdan birlik ve beraberlik yani ittihat ve terakki, ihanet içinde olanlarla değil, ancak ve ancak çağına ve toplumuna karşı sorumluluk içinde olan yerini ve tarihsel misyonunu idrak etmiş insanlarla elde edilir.

Bu günlerde İslam dünyasında Türkiye’nin liderliğinde güzel gelişmeler yaşanıyor. Eskiden de olan bir takım gelişmeler Türkiye’nin meselelere bakışını değiştirmesi ile daha bir anlam kazandı. Artık her cephe kendi mevzisinde bir anlam ifade edebiliyor. Umudumuzu arttıran duruşlara şahit oluyoruz. İşte bu günlerde İslam İşbirliği Teşkilatı Türkiye’de toplandı. 57 ülkeden oluşan ve 1.7 milyarlık nüfusa hitap eden ve BM’den sonraki en büyük organizasyon olan İİT, yayınladığı bildiri ve deklarasyonla bir kıpırdanmanın ön izlerini veriyor.  Batıya karşı özgün bir duruş, 57 ülkenin tamamını ilgilendiren 1909-1918 arasında yaşadıklarımızın raundunu almamızı sağlayabilir.

Hiç şüphesiz bu bizim tüm İslam coğrafyası olarak ortak davamız. Bunun için batının zayıflama sürecine girmesine gerek yok. Bizim duruşumuzun, batı ile doğu arasından sıkışıp kalmış ruh halinden kurtulup, ne kendini manastıra kapamış ve takvayı yalnızlıkta arayan bir rahip ne de ittihat ve terakkinin yaptığı gibi komplekslerine teslim olup kendisiyle birlikte coğrafyasını ve o coğrafyanın değerlerini batının kapısı önünde paspas yapan bir anlayışta olmaması gerekiyor. İTT ve onun göstereceği çabalar yakmak istediğimiz bu ateşin ilk kıvılcımı olabilir. Bilelim ki; çağının kendisine yüklediği sorumluluğu hissetmeyen devletlerin de toplumların da özgür yaşama ve hatta yaşama imkânı yoktur. Bizim bir taraftan içimizdeki ihanet şebekelerini temizlerken diğer taraftan da toplum olarak dünyanın akışına uygun bir cevap vermeliyiz. 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Mhfzkr trh
18 Nisan 2016 Pazartesi 22:54
22:54
Abdulhamit II nin tahta geçişi 1876 Aralık. Aynı zamanda Kanun u esasının ilan tarihi. Meclisin açılışı nisan 1877 kapanışı Şubat 1878. Ayastefanos 3 mart1878 de. Yani imza esnasında meşrutiyet meclisi ile ortak yönetim yok. O hiç toprak kaybedilmedi dediğiniz 30 yıllık tek başına olan dönemde Sırbıstan Romanya karadağ , Kars Ardahan BAtum ve kıbrıs (1878), Mısır (1881), Tunus (1882), Doğu Rumeli (1885) Girit (1897 Özerk) elden çıktı. Mutlaka kaybedilen toprakların zemini önceden oluşmuştu. Ama o dönemde hiç toprak kaybedilmedi gibi bir ifade neyi savunduklarını anlayamadığım bizim camianın boşa sallanan bayrağından başka bir şey değil. Obamanın Netenyahuya dediği gibi '' working. working'' iyi çalışmalar.
88.237.206.129
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim