• BIST 107.041
  • Altın 143,530
  • Dolar 3,5635
  • Euro 4,1526
  • Konya 19 °C
  • "Büyükada soruşturması"nda tutuklanan Steudtner'in ifadesi
  • Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu:215 bin 92 ByLock kullanıcısı var
  • "Cumhuriyet" iddianamesini FETÖ'den yargılanan savcının düzenlediği iddiası
  • "Büyükada soruşturması"nda tutuklanan Steudtner'in ifadesi
  • Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu:215 bin 92 ByLock kullanıcısı var
  • "Cumhuriyet" iddianamesini FETÖ'den yargılanan savcının düzenlediği iddiası

Çağdaş Diyanet Vizyonu

Ramazan Altıntaş

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görevleri arasında toplumu dini konularında aydınlatmak, dini sorulara cevap vermek ve dini konularda mütalaalarda bulunmak gibi görevleri de vardır. Kurulduğu tarihten bu yana başkanlık, azami ölçüde bu görevlerini yerine getirmektedir.

Ali Bardakoğlu’yla birlikte Diyanet daha çağdaş bir yapı kazanmaya başlamıştır. Bunu gerek hizmetler alanında ve gerekse Bardakoğlu ve kadrosunun değişik iletişim kanalları vasıtasıyla gündeme ilişkin konularda basına yaptıkları açıklamalarda görmemiz mümkündür. Bütün çevrelerin dikkatini çeken bu olumlu değişim, kurumun güvenilirliği hakkındaki kanaatleri değiştirmiştir. Eskiden başkana gündeme ilişkin sorular sorulurdu, ama cevaplar alınamazdı. Şimdi, başkan ve kadrosu oldukça şeffaf bir politika izliyor. Kendilerine sorulan bıçak sırtındaki soruları bile ikna edici bir şekilde cevaplandırıyorlar. Bu yeni dönemde, özellikle Katolik dünyasının dini lideri önünde Başkanın yaptığı konuşma ile birlikte Diyanet, bütün bir İslam âlemi için parlayan yıldız olmuş ve itibarı yükselmiştir.

Bizler büyük bir medeniyetin çocuklarıyız. Dolayısıyla, bizim bütün kurumlarımızın Doğu-Batı ve İslam dünyasına bakışında özgüven kaynağı olan zengin tarihi mirasımız asla göz ardı edilmemelidir.  Bu bağlamda görebildiğimiz kadarıyla Diyanet İşleri Başkanlığı kendisini XXI. yüzyıla hazırlamaktadır. Dünya basınının Başkanı’nın görüş ve düşüncelerine dünden daha çok bugün ilgi duyması,  bunun en büyük kanıtıdır.

Başkanlık çok güzel projelere imza atmaktadır. Bunlardan birisi de “konulu hadis” çalışmalarıdır. Bu proje bazı basın-yayın organları tarafından hadislerin ayıklandığı ve bunun bir reform olduğu şeklinde yansıtılıyor. Bilindiği gibi vahiy, nübüvvet temeli üzerine kurulmuştur.  İslam’ın sosyal hayatta görünülürlüğünü ve Müslümanların bütün bir dünyada birlikteliğini sağlamada yaşayan sünnetin çok önemli bir payı vardır. Son zamanlarda bazı kimseler usul bilgisinden ve sistematik yaklaşımdan uzak bir şekilde Kur’an Müslümanlığı tacirliği yapmaktadırlar. Özellikle bu konuda kaynak olarak hadisleri görmezden gelerek hadislerin güvenilirliği konusunda ikircikli bir durum da sergilemektedirler. Hâlbuki Hz. Peygamber yaşayan Kur’an’dır. Temsil Müslümanlığının birincil örneğidir.  İşte bu sebeple bütün bir dünyada Hz. Peygamberin şahsında hadislere yapılan saldırıların arkasında bu durum yatmaktadır. Hâlbuki hadis çalışmaları konusunda Diyanet yetkilileri biz bir ayıklama yapmıyoruz, ayrı malzemeleri birleştiriyoruz, dedikleri halde bu çaba dinde reform olarak sunuluyor. Kaldı ki, dinde reform olmaz, ancak din anlayışlarında yenileşme olabilir. Bizim toplumumuzda dinde reform kavramı sevilmez. Çünkü bu topraklarda dinde reform kavramını dillendirenler iyi niyetli olmamışlar ve bu sözden maksatları, dini tasfiye etmek şeklinde ortaya çıkmıştır.

Öte yandan,  bu yeni dönemde, başkanlığın; din algısı, karikatür krizi, başörtüsü ve Alevilikle ilgili vb. pek çok konudaki görüşleri kamuoyu tarafından açıkça bilinmekte ve paylaşılmaktadır. Kaldı ki bütün bu görüşlere kısa bir internet gezintisiyle ulaşmak da mümkündür.  Ama buna rağmen düne kadar Başkanın kamuoyundaki görüşlerini alkışlayan bazı yazar ve baro başkanları, Danıştay’ın zorunlu din dersleriyle ilgili kararı hususunda, onun, görüş beyan etmesine tahammül edemediler. Hatta kimi köşe yazarları, Başkanın hukukçu kimliğini göz ardı ederek, ona hukuk dersi vermekle kalmadı, “sen bunları bırak, Kur’an’da başörtüsü konusunda toplum ikiye bölündü, buna bir açıklık getir” şeklinde terbiye sınırlarını aşan yazılar da yazdı. Bu söylem dili bile onların iyi niyetli olmadığını gösteriyor. Türban ya da başörtüsünün İslam’da yeri konusunda hem Diyanetin fetvası ve hem de Ali Bardakoğlu’nun müteaddit açıklamaları ortadadır. Bu konuda toplumda bir bölünme yoktur, bölünme iyi niyetli olmayan kimselerin kafalarının içindedir.

Netice olarak şunu söyleyelim ki, halkımız Diyanetin çalışmalarından çok memnundur. Bu hizmetler artarak devam etmelidir. Bizim inancımızda halka hizmet, Hakk’a hizmettir. Birkaç kalemşorun salvolarından dolayı halka din hizmeti verenlerin hizmet aşkı ve şevki asla kırılmamalı, aksine kuvvetlenmelidir.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
D.C.K.
15 Mart 2008 Cumartesi 21:27
Teşekkür
Görüşlerimi destekleyen "Bilge Barbar" rumuzlu okuyucuya teşekkür ederim. "Bunun senedine bakmak lazım" tepkilerinin ne anlama geldiğini görenlerden biri olduğunu düşünüyorum.
88.230.159.102
Bilge Barbar
15 Mart 2008 Cumartesi 19:31
Batı Batıllıktır.
Sayın Yazar aşağıdaki linke müracaat ederseniz. Şahin ALPAY'ın yazısını göreceksiniz.

http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=658774

Saflık her zaman mazeret midir?
Gavurların hayatına veya birilerinin gavurluğuna hadislerden dayanak mı bulacağız.
İnsanlar bir hadis okudukları zaman iki şekilde davranırlar birincisi; hadisi şerife kendisini uydurmak için gayret sarfeder. İkincisi ise hadisi şerifi kendi işine geldiği şekle uydurmak için.

Haberden:
"Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Görmez'in şu sözlerine yer veriliyordu: "Proje, İslam'daki modernist damarın yorumlarından esinleniyor. Modern klişeler bu gerçeği karartıyor ama yeniden yorumlama İslam'ın esaslarından biridir... "

Modern kim? Modernizm ne? Batı ne? Sen kimsin? Yorum ne?
88.230.153.176
D.C.K.
14 Mart 2008 Cuma 17:11
Konulu Hadis ne için?
Müslümanların yaşamlarıyla kafirlerin yaşamları HİÇBİR şekilde birbirine benzemez. (Kimse Ebu Cehil de sarık cübbe giyiyordu hikayeleri anlatmasın, bunlarla çok oyuna getirildik zaten) Bu benzemezliği temin edebilmemiz için bize TEK dayanak Sünnet-i Seniyye'dir. Sanki Sünnet başka, Kur'an-ı Kerim başkaymış gibi göstermeye çalışanlar Müslümanları Kur'an'dan koparmak için ellerinden geleni artlarına koymayanlardır. Aynı şekilde Müslümanların yaşamlarının kafirlerinkiyle benzeşmesine zemin sağlayacak her türlü çalışma aynı amaca hizmet edecektir. İçinde yaşadığımız çağ ve teknolojinin egemenliğindeki küfür hayatı İslam'ın yaşanmaması ve geriletilmesi için tesis edilmiş iken neden Hadis-i Şerifleri "yeni yorumlarla" tekrar ele alıyorlar? Yaşadığımız çağın egemen yaşama biçimlerinin biz Müslümanlar için baş edilmesi gereken bir musibet olduğunu neden görmezden geliyorlar? Sünnet-i Seniyye'ye uygun bir hayat yaşayamıyor oluşumuzun kabahati sanki -haşa- Rasulullah(s.a.v.)'a aitmiş gibi algılayan zavallılıklara düşmeyecek müslümanlar hala yaşıyor çok şükür. Diyanet'in kendisine tevdi edilen vazifeyi yerine getirmekte hassas davrandığını zaten biliyoruz da, bu konulu hadis gayretkeşliklerini ilk olarak hangi çevrelerden ve hangi medyadan öğrendiğimizi bir düşünün bakalım. Acaba Batı basını olmasa bizim bundan haberimiz olacak mıydı, çok merak ediyorum.
88.230.159.102
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim