• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Konya 0 °C
  • Anayasa Değişiklik Teklifi Yasalaştı! İşte Yeni Kanunun Getirdikleri
  • Sadık müşteriye ayrıcalık geliyor
  • İçişleri'nden valiliklere kritik 'kargo' uyarısı!
  • Anayasa Değişiklik Teklifi Yasalaştı! İşte Yeni Kanunun Getirdikleri
  • Sadık müşteriye ayrıcalık geliyor
  • İçişleri'nden valiliklere kritik 'kargo' uyarısı!

Büyü(sihir), sadece göz boyamadır

Cahit Karaalp

      Doğru sihir(büyü) algısına sahip olmak isteyenlere…

 

    Kur’an’daki “SİHR” kelimesinin karşılığı olarak Türkçede “Büyü” tabiri kullanılır… Büyü(sihir), hakikat taşımamasına, gerçekliği olmamasına rağmen insanlık tarihinde hep rağbet görmüş ve inanca konu olmuştur…

 

      Büyü(sihir), insanlık tarihinde çok eskilere dayanmaktadır… Rabbimiz Şuara Suresi 153. Ayette Semud kavminin Hz. Salih’i büyülenmiş olmakla nitelendirdiklerini belirtmektedir ki bu da büyünün ne kadar eskilere dayandığını göstermesi açısından önemlidir…

 

      Büyü hemen hemen tüm toplumlarda bulunan bir halk inancıdır… Allah, Zariyat Suresi 52. Ayette gelen her elçinin kavmi tarafından büyücü olmakla itham edildiğini söyleyerek büyücülüğün ne kadar köklü ve yaygın bir inanç olduğunu göstermektedir.

 

        Bilimin gelişmediği, sosyal olayların sosyolojik değerlendirme konusu olmadığı, insan psikolojisinin göz önünde bulundurulmadığı zamanlarda halkın kendi bünyesinde doğurduğu esrarengiz inanışlar etkin olmuştur… Bunun sonucu olarak toplumlar cin korkusu yaşamış ve sihir denen düzenbazlığa inanmak durumunda kalmışlardır…

 

      Cinlere olağanüstü güçler yükleyen halk inancında büyü büyük bir yer tutar… Bunun içindir ki bilimin, sosyolojinin, psikolojinin söz sahibi olmadığı insanlık tarihi boyunca beklenmeyen olumsuz gelişmeler ya sihre ya da cin çarpmasına bağlanmıştır…

 

        Çağımızda hala cin korkusunun sürüyor olması, büyüye inanılması ilmi verilerin halkı tatmin etmediğini ve gerekli çalışmaların yapılmadığını göstermektedir… İnsanın ruhuna, mana boyutuna eğilmeyen günümüz bilimi insanı hak ettiği konuma taşıyamayacaktır…

 

         Beden sağlığına dikkat eden tıp ilminin ruh sağlığına dikkat çekmemesi ve konuya gereken önemde eğilmemesi maddi hastalıkların gün geçtikçe artmasında etkili olmaktadır… Ruh sağlığı bozulan insanın beden sağlığının risk taşıdığı ehlinin malumudur… Stresin birçok hastalığı tetiklediğini belirten uzmanların stres için ruha uygun reçetelerinin olmaması ciddi bir eksikliktir…

 

       Ruh dünyası bozulan birinin sosyal hayatında meydana gelecek bozuk ilişkilerin sihre bağlanması doğru olmaz… “Yaratan bilmez mi?” ayetince yaratılanın yaratanının gözüyle okunması olarak değerlendirdiğimiz vahiy okumalarının eksikliğini insanlık bugünlerde daha iyi anlamaktadır…

 

         Kur’an’ın bildirdiğine göre büyü ilk olarak Firavun döneminde devlet eli ile desteklenmiştir... Firavun sihirbazlar eliyle otoritesini güçlendiriyordu… Büyüyü devlet olarak destekleyen ve büyücülüğü teşvik eden Firavun’un Musa hakkındaki Mü’min Suresi 24. ayette geçen “bu yalancı bir sihirbazdır” ithamı Firavun’un sihirbazlara “YALANCI” gözüyle baktığının delilidir…

 

        Sihirbazlar, A’raf Suresi 113. Ayette "Eğer üstün gelen biz olursak, elbet bize bir mükâfât var, değil mi?" diyerek Firavundan büyülerine karşılık ücret dilenmektedirler… Büyücülerin ücret talebi sihirbazların acziyetini gözler önüne sermektedir… Eğer büyünün hakikati olsaydı Firavun sihirbazların güdümünde olurdu sihirbazlar Firavun’un güdümünde olmazlardı…

 

      Kur’an,  büyüyü her zaman gözlerin yanılsaması ve gözlerin aldatılması bağlamında zikreder… Örneğin; A’raf Suresi 16. ayette: “İnsanların gözlerini büyülediler…”, Ta-ha Suresi 66. Ayette ise Firavun’a bağlı sihirbazların yaptıkları sihirden kaynaklı Musa’nın gözlerine onların iplerinin koşar gibi göründüğü buyurularak sihir gözle bağlantılı işlenmekte ve sihrin gözü yanıltmaktan ibaret olduğu belirtilerek büyünün hakikatinin olmadığı vurgulanmaktadır…

 

          Yine Tur Suresi 15. Ayette "(Nasıl) Şimdi bu, büyü müymüş, yoksa siz mi görmüyor muşsunuz?" ayeti ve Hicr Suresi 15. ayette "Herhalde gözlerimiz döndürüldü, biz büyülenmiş bir topluluğuz," ifadeleriyle sihrin maddi boyutu ve göz ile olan ilişkisi anlatılmaktadır.

 

        Ta-ha Suresi 69. ayette: "Sağ elindekini at! Onların yaptıklarını yutsun. Çünkü onların yaptıkları, bir büyücünün hilesidir. Büyücü de nereye varsa iflâh olmaz!" büyünün hile(aldatma) olduğu ve büyücülerin asla iflah olmayacakları anlatılmaktadır. Buna sebep olarak sihirbazın kendisini izleyenlere eşyanın hakikatini değiştirdiğine inandırmak istemesi, kendisine yaratıcılık atfetmesi ve dolaylı yoldan ilahlık iddiasında bulunmuş olması gösterilebilir…

 

      Yalan ve aldatma üzerine kurgulanan büyücülük mesleğini icra edenlerin arasında zengin fertlerin bulunmaması hatta bu işle uğraşanların nerdeyse tümünün sefalete mahkûm yaşam sürmeleri yaptıkları büyünün hakikat taşımadığını, büyünün bir göz boyama oyunu olduğunu apaçık göstermektedir…

 

         Ta-ha Suresi 71. Ayet; Firavun Musa’ya inanan sihirbazlara tehditler savurduğunu ve onları keseceğini söylediğini nakletmektedir. Firavun sihirbazların güçlerini, acziyetlerini bildiği için bu tehditlerde bulunmuştur… Değilse Firavun kendilerini tehdit etmek yerine onlardan korkardı…

 

      Kısacası Sihr sadece göz boyama oyunudur… Bir takım hilelerle gözlerin yanıltılması halidir… Bunun dışında sihir yoktur… Türkçede kullanılan gözlerimi büyüledi, dinleyenleri sesi ile büyüledi, yaptığı hareketlerle izleyicileri büyüledi gibi ifadeler Kur’an’daki büyü anlatımına birebir uymaktadır…

 

        İnsan güzel ve süslü sözlerin, görüntülerin, davranışların etkisinde kalarak ta büyülenebilir… Ancak bu büyüde maddi bir büyüdür ve aldatmacadan ibarettir… Yalan konuşan birine kanmak, güzel giyimli birinin zenginliğine inanmak, iç dünyasını gizleyip dış dünyasında dürüst görünmeye çalışan hainlere aldanmak gibi…

 

        Büyücünün karı ve koca arasını açmak, sevenleri ayırmak, birbirini sevmeyenleri birleştirmek, kaybolan eşyayı geri getirmek gibi etkinliği ve yetkinliği olamaz… Zira bu durum kalplerde ülfet peyda eden rabbin buyruklarına terstir… Uzak birine tılsım, muska, düğüm vs. şekillerde sihr yapılabileceğine inanmak sadece cehalettir…

 

        Eğer sihirbazlar yaptıkları sihirlerle insanların arasını açma, ülfet sağlama gibi yetkinliğe sahip olsalardı birkaç kuruş peşinde koşmazlardı… Sihir bir maharet ve yetenek işidir… Bir oyun ve aldatma becerisidir… El çabukluğu işidir… Tek işlevi gözleri yanıltmaktır… Dolayısı ile Peygamberimize sihir yapıldığı ve yapılan sihirden dolayı peygamberimizin bazen ne yaptığını hatırlamadığı gibi rivayetler birer uydurmadan ibarettir…

 

     Sihrin Babil’de iki melek tarafından insanlara imtihan amaçlı öğretildiği de bir Yahudi efsanesidir… Kur’an Bakara Suresi 102. Ayette bu efsaneyi olumsuzluk “ma”larını ard arda zikrederek red eder… Bu iddia Yahudilerin iftirası idi ve ilgili ayette bu iftirayı yalanlamak için indirilmiştir…

 

     Müslümanlar sihre inanmakla ilahi gücü sihirbazlara yüklediklerinin farkında değiller… Müslüman halklarda var olan sihir inancı aslında bir şirk inancıdır ve bundan şiddetle uzak durulması gerekmektedir…

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim