• BIST 83.059
  • Altın 146,576
  • Dolar 3,7547
  • Euro 4,0354
  • Konya -7 °C
  • FETÖ ile mücadelede yeni adım! Bunu yapan işe iade edilecek
  • Referandum mevsim engeline takıldı
  • Facebook'tan İslami sayfalara sansür
  • FETÖ ile mücadelede yeni adım! Bunu yapan işe iade edilecek
  • Referandum mevsim engeline takıldı
  • Facebook'tan İslami sayfalara sansür

Bulanık Mantık ve Cumhurbaşkanlığı

Ufuk Karadavut

Bulanık Mantık 1961 yılında Türk asıllı Azeri bilim adamı Lütfi Askerzade’nin yayınlamış olduğu bir makaleden hareket edilerek geliştirilmiş bir mantık yapısıdır. Bulanık mantık bir yapay zeka uygulaması oluşturma prensibidir. Bulanık mantıkta temel olan bir sonuca varmaktır. Normal olan bir programın yapısı:

Temel girdiler → Program → Sabit bir sonuç elde etmek şeklindedir.

Oysa bir bulanık mantık uygulaması:

Sayısı belli olmayabilen veri yığını → Program → Girdilere ve varsayıma göre değişken bir veya birden fazla sonuç şeklindedir.

Bir bulanık mantık uygulamasındaki sonuç aynı girdiler olsa bile değişik bir sonuç döndürebilir ve bir öbek halinde veriyi alabilir. Bulanık mantıktaki özellik bunun haricinde verilen verilerin örnekleme mantığı ile alınması ve tümü simgelediği varsayımı yapılması ve buna göre bir olasılık değerinin elde edilmesidir. Bulanık mantıkta temel olan, önce ortamın uzman kişi tarafından bulandırılması ve daha sonra durultularak yine uzman kişi tarafından sonuca varılması’dır.

Ülkemizde son günlerde yaşanan olayları incelerken bulanık mantık yaklaşımı aklıma geldi. Ne kadar birbirine uyduğunu düşündüm. Çünkü ortalık birileri tarafından öyle bir değişti ki ilk anda anlamakta oldukça zorlanıldı. Zaman ilerledikçe ve insanlar sağlıklı düşünmeye başladıkça işin iç yüzünü daha iyi algılar oldular. İleriki zamanlarda durulma olacak ve sonuçlar çıkacak. Çıkacak sonuçlar kimin hoşuna gider yada kimlerin hoşuna gitmez bilmiyorum ama bulandırma işini başlatanlar durultma işinin ne zaman yapılacağına karar vermiş olmalılar. Zamanı geldiğinde ortam durulacak ve sonuçlar çıkaracaktır. 
Akıl ile sezginin bir arada olması gereken bir zaman sürecindeyiz, her adım, her söz, her davranış gelecek zamanı etkiliyor ve belirleyici oluyor. Önümüzdeki dönemin belirlenmesinde azami dikkat gösterilmesi çok önemli. Bu tür durumlarda en iyi çare dönüp derin tarihi derinliklerimize ve tecrübemize bakmaktır. Ülke genelinde birileri ciddi anlamda bir planı hayata geçirmiş durumdalar. Egemen ve/veya emperyalist güçler oyunlarını oynarken asla tek taş üzerine oynamazlar. Tuzaklarını tek yanlı ve bilinecek şekilde kurmazlar. Her taş, her hamle geleceğe dönük bir hesap içermektedir. Her tuzak yeni bir tuzağın hazırlayıcısıdır. Aynı bulanık mantığın girdileri gibi. Girdiler yapıldı şimdi programın çalışması başladı. Programın çalışması ile öyle bir ortama girildi ki psikolojik gerilim hemen her şeyin üzerinde baskı faktörü olarak duruyor. Kimse ne sağlıklı düşünebiliyor ne de sağlıklı düşünebileceğine inanıyor. Bir belirsizlik havası hakim. Yani ortalık oldukça bulanık.
Bu bulanıklık içinde Türkiye bir ayrışma ile tehdit edilmeye başlandı. Ülkenin yeniden bir kutuplaşmaya doğru gitmesi için yapılan planlar sistemli bir şekilde uygulamaya konuluyor. Planlama o kadar güzel ki kaçma imanınız yok. Birinden kaçalım derken diğerine yakalanabiliyorsunuz.  Çıkış için insanların birbirini dinlemeye ve anlamaya çalışması gerekiyor. Bu yapılmadığı sürece çıkışı biz asla belirleyemeyiz.   
Sorunun kökeni neydi?. Cumhurbaşkanlığı seçimi. Burada iki temel sıkıntıdan bahsediliyor. Birincisi sayın Meclis başkanının mecliste yoklama yapılmaması konusunda kendi kararı ile yetinmiş olsaydı bu bir TBMM Başkanlığı işi olacaktı. TBMM Başkanlığı işlemleri hiçbir şekilde Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenemiyor. Ancak, Meclis Başkanı bu konudaki kararını oylamaya sunduğu için karar artık ‘Meclis Kararı’ oluyor. Böylece Yoklama konusunda oylama yapılarak ‘İçtüzükte düzenlenemeyen bir TBMM kararı’ haline getirdi. Bir diğer konu da Yine Meclis Başkanının Sayın Erdoğan ile yaptığı görüşmede Meclisin büyük kısmının desteklediği Vecdi Gönül yerine ‘Ya ben ya sen ya da Gül’ olmalı diyerek şart koşmasıydı. Gerçi bir basın açıklaması ile yalanlama yapıldı ama pek inanan çıkmadı. Halen tartışmalar devam ediyor.
Anayasa mahkemesi bir karar almıştır. Beğensek te beğenmesek te bu ülkeyi bir belirsizliğe doğru götürmüştür. Bulandırmanın önemli bir destekleyicisi olmuştur. Sonuçta mahkemede bulunanlar da insan ve onlarında bir siyasi görüşü var. Bu kararın siyasi olduğunu düşünenlerin sayısı az değil. Eğer bu varsayım doğru ise ülke için yazık ediliyor demektir. Bazı kararlar alınırken ülke menfaatlerinin ön plana çıkarılması gerektiğini düşünüyorum.
Genelkurmay Başkanlığının açıklamasında aslında içerik olarak pek bir şey içermiyor. Ancak zamanlama bakımından önemli. Bunu muhtıra yada ikinci 28 şubat süreci olarak değerlendirenler oldu. Adına ne derseniz deyin Sayın Çiçek’in bu konudaki ‘Genelkurmay Başkanlığının hükümete muhtıra verme yetkisi bulunmamaktadır’ ve ‘Demokratik sistemde hata yapan hükümetlere silahlı kuvvetlerin değil vatandaşların doğrudan tepki göstermesinin doğru olduğu’ açıklaması ile direnilmeye çalışıldı.
Ancak iktidar partisinin de kendi iç dinamikleri ve danışma kurullarının ortak kararı ile seçim Türkiye gündemine oturdu. Hükümet 24 haziran derken. Yüksek seçim kurulu 22 temmuz olabilir dedi. Önümüzdeki günlerde muhtemelen netleşecektir. Tabi burada başka bir konu gündeme geliyor. İktidar partisinin hakkı yenmiş ve demokrasi kahramanı gibi bir havanın estirileceği ifade ediliyor. Bu konuda hatta bazı yazarlar ‘2002 seçimlerinde kullanılan Medya kalemleri sayesinde AKP’ye hakkı yenmiş demokrasi kahramanı imajı yapıştırıldığını, bu medyatik desteğe ek olarak AKP’yi açık ara birinci gösteren sahte kamuoyu anketlerinin de yayınlanması AKP imajını seçmenin kafasında daha da güçlendirmişti’ şeklinde yorumlar yaparak, yapılacak mağduriyet propagandasının iktidar partisine yarayacağını vurguluyorlardı. Böylece yeni seçilecek meclise çok büyük bir oy oranıyla girebilmeleri mümkün olacaktı.
Bana göre, iktidar partisi eğer Cumhurbaşkanını halka seçtirebilirse en büyük başarısını elde edecektir. Çünkü Türkiye de Cumhurbaşkanlığı konusunda uzlaşma demek sol görüşlü birinin bu makama oturması demektir. Eğer halk seçerse  sol görüşlü bir adayın bu makama oturma şansı kalmayacaktır. Bu da ülkenin önünü açabilir.  CHP her ne kadar halk seçsin söylemleri yapsa bile buna izin vermeyecektir. Çünkü Türkiye’de sol oy sayısı yüzde 30 civarındadır. Bu oy ile Cumhurbaşkanlığına oturulamaz. Mesela şimdiki Cumhurbaşkanı asla o makama oturamazdı.

Elbette bu konu ve konuları işin uzmanları, partilerin etkili ve yetkili kurulları kendi aralarında görüşüyorlardır ya da görüşeceklerdir. Ama karar alırken ve uygularken içinde bulunulan belirsizlik ortamı iyi düşünülmeli ve yanlış hareket etmekten kaçınılmalıdır. Bazen hiçbir şey yapmamak yanlış iş yapmaktan daha iyi olabilir. Ortam şimdi bulanık. Ama inanıyorum ki yakında bulanıklık duracak ve çok sayıda sonuç çıkacaktır. İnşallah bu sonuçlar ülke için hayırlı olur. İnşallah bu sonuçlardan herkes kendi alacağı dersini alır. 

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim