• BIST 81.712
  • Altın 147,398
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • Konya -1 °C
  • Sürücülere kötü haber: Yüzde 30 zam geliyor
  • CHP'liler erken seçim ipine sarıldı
  • FETÖ’ye bağlılık ‘narkoz testi’nde
  • Sürücülere kötü haber: Yüzde 30 zam geliyor
  • CHP'liler erken seçim ipine sarıldı
  • FETÖ’ye bağlılık ‘narkoz testi’nde

Borç yiğidin kamçısı mı?-1

Ufuk Karadavut

Borçlanma özellikle gelişmekte olan ülkelerin temel sorunlarından birisidir. Ellerindeki kaynakları uygun bir şekilde kullanamayan ve onları en iyi şekilde değerlendiremeyen ülke yöneticileri belirli tavizler vererek dışarıdan faizle borç alırlar. Artan borçlar hem borç yükünü artırmakta hem de dış borç anapara ve faiz ödemelerini ağırlaştırmaktadır. Aldıkları borçları zaman içinde ödemekte zorlandıklarında da borcu borçla kapatmaya çalışırlar. Böylece bu devam eder gider. Bir noktaya gelir ve borçlar ödenemez olur. O an herşeyiniz ile borç verenlerin kölesi olursunuz. Bunu ilk anda anlamazsınız ama zaman içerisinde daha iyi anlama imkânımız olacaktır.Zamanla daha iyi anlayacaksınız çünkü borç verenler verdikleri paraları fazlasıyla alabilmek için hemen her şeyinize karışacaklar ve size ait yaşam alanlarınızı kontrol edecekler ve yaşam standartlarınızı onlar belirleyecektir. Onların sizin için uygun buldukları işleri yapacak uygun bulmadıkları işlerden ise kaçınacaksınız. Özet olarak tam bir köle olacaksınız. Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi: “borç almaya alışan emir almaya da alışır”.

Genel olarak insanlar gelirlerinden çok daha fazlasını harcama eğilimi içindedirler. Bu da ekonomi dilinde gelecekteki gelirlerine el konulmasıdır. Ama bunu dikkate alan yok. Borçlanma hırsında sınır tanımaz bir hâle geldik. Yarın endişesini adeta unuttuk. Zaman içinde kredi kartı gibi bir tuzak içimizdeki müsriflerin sığınma kapısı oldu. Kazanmadıkları parayı sanki bir daha hiç geriye ödemeyecekmiş gibi bol keseden har vurup harman savurdular. Ardından felâketler, intiharlar, yıkılan aileler, mutsuzluklar, icra takipleri geldi. Bunların sonu gelmeyeceğe benziyor. Her geçen gün biraz daha borçlanıyoruz.Öyle bir noktaya gelindi ki artık tarih boyunca hiç olmadığımız kadar borçlanır olduk. Borçlanma derken sadece dış borç olarak algılanmasın. İç borç ta önemlidir. Özellikle insanlarımızın büyük çoğunluğunun bankalara olan borcu olduğu düşünüldüğünde ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır. Borç batağı içinde boğulmak üzereyiz. Kendimizin olmayan paralar için borçlanıyor sıkıntıya düşüyor ve kendi geleceğimizi yok etmeye gayret sarf ediyoruz. Bunun duracağı ya da yavaşlayacağı da yok. Türk vatandaşları 186 milyar TL ile tarihin en borçlu dönemini yaşıyor.

Tüketiciler Birliği Başkan Yardımcısı Ali Çetin, “Borç tarihi rekor kırdı aman dikkat” diye uyarıyor ama uyarmasının pek etkili olacağını beklemek mümkün değil. Zira her geçen gün borçlanma artarak devam ediyor. Türkiye genelinde mevcut bankaların kullandırdığı, taşıt konut ve bireysel kredilerden oluşan tüketici kredisi tutarı 141.3 milyar TL’ye ulaşmış durumdadır. Vatandaşın 45.2 milyar liralık da kredi kartı borcu bulunuyor. Toplam borç ilk kez gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 16.88’ine çıkmıştır. 18 yaşın üzerinde yaklaşık 51 milyon kişi olduğu düşünülürse kişi başı borç toplamımız 3 bin 660 TL’ye ulaşmıştır. Bu veriler aynı zamanda tarihi birer rekor olarak kayda girecektir. Toplam tüketici borcu 186 milyar 642 milyona dayanmış. İnsanlarımıza sunulan ve ilk bakışta oldukça cazip görülen imkânlar vatandaşın henüz kazanmadığı parayı harcamasını kolaylaştırmaktadır.

Özellikle son 6-7 yıl içerisinde Türkiye sahip olduğu ekonomik kaynakları ve değerleri sürekli kaybederek devamlı olarak küçülüyor. Bir ülke ekonomisinin küçülmesi ise aslında issizliğin artması anlamına geliyor. İşsizlik aynı zamanda gelir dağılımının dengesini bozmakta, yoksullaşmayı artırmakta ve doğal olarak iç karışıklıklara ortam hazırlamaktadır. Borçlanma çılgınlığı ile birlikte ülke genelinde yoksullukta hızla artmaktadır. Ekonomik anlamda bakıldığında bu bir zıtlık oluşturmaktadır. TUİK verilerine göre, AKP’nin iktidar olduğu 2002 yılında, Harcama Esaslı Göreli Yoksulluk Sınırının yüzde 19.86 iken yıllar itibarıyla artarak krizin patladığı 2009 yılında yüzde 34.20 seviyesine yükselmiştir. Yani ne yaparsak yapalım yoksulluğu engelleyemiyoruz. Ama bunu süslü laflarla saklamayı da becerebiliyoruz. Türkiye ortalamasına bakıldığında, en az geliri olan ilk yüzde 20’lik grubun gelirinin dörtte biri yani yaklaşık %25’i gıdaya giderken, % 28’ini kiraya, % 14’ünü otobüs-dolmuşa, % 5’ini giyime harcamaktadır. Sağlığa ise anca %3.8‘lik bir harcama yapabilmektedir. Yani aslında aldığımız para karnımızı ve temel ihtiyaçlarımızı ancak karşılıyor. Bunu biliyoruz. Hemen hepimiz farkındayız. Ama yine de ne oluyorsa hipnotize olmuşçasına borçlanmaktan da geri durmuyoruz. Burada anlattıklarımız kişilere ait borçlar. Bir sonraki yazımızda ülke olarak iç ve dış borçlara değineceğiz. İyi haftalar… 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim