• BIST 97.726
  • Altın 145,622
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0001
  • Konya 8 °C
  • Bakan açıkladı: Emeklilik yaşı ileri çekilecek mi?
  • Maliye Bakanı Ağbal'dan yapılandırma toplantısı
  • Kurtulmuş'tan 'kıdem tazminatı' açıklaması
  • Bakan açıkladı: Emeklilik yaşı ileri çekilecek mi?
  • Maliye Bakanı Ağbal'dan yapılandırma toplantısı
  • Kurtulmuş'tan 'kıdem tazminatı' açıklaması

Bir sevdanın 56. yılına dair hikâyat!

Seyit Küçükbezirci

Şu, yukarıda gördüğünüz duyuru var ya, işte, beni, “Yazı Sevdası”na düşüren beş santim eninde, üç santim beş milim ebadında; yirmi kelimeden oluşan metin. Ve... Benim hayatım değişti, bu duyuruyla. . .

9 Aralık 1968, Salı günüydü; Özdemokrat Konya Gazetesi’nde yayınlanmıştı. Hani Cemal Süreya, bir şiirinde babasının öldüğünü öğrenince “kör olduğunu” söyler ya; benim de o gün, sevinçten akılım durmuştu.

Yarın, 9 Aralık; “Yazı”ya doğuşum; “Miladım” benim… O, 9 Aralık 1958’den, yarınki 9 Aralık 2014’e kadar, arada, rakamla 56, yazıyla “Elli altı” yıl geçmiş.

İçimde, gönlümde pır pır, bir sevinç uçuşması; yanında tevekkül karışmış bir ince hüzün...

AKIL ERMEZ BİR “YAZGI” İLE SAVRULUŞ

Üç orta, üç lise; tekmili birden “Altı Yıllık Ticaret Lisesi” öğrencisiyim... Büro commercial, muhasebe, ticari aritmetik, mali cebir, mal bilgisi, ticari iletişim, daktilo, steno, Türkçe, edebiyat, deniz ticaret hukuku okuyoruz... Okulumuzun “müfredat”ını hazırlayan “Üst Akıllar”, sanki, “Okutulmadık bir şey kalmasın” diye kavli karar eylemişler; bu Ticaret Liseleri’ni kurmuşlar... Biz “Banka Müdürü” olacağız diye her fırsatta söylerken; “Büyük Hoca, Muallim Bey” Nuri Oturanç durmadan dinlemeden “Kâtip olacaksınız” der...

Yıllar bu minval üzerine geçerken ve efendime söyleyeyim; derken, Edebiyat Öğretmeni Cahil Öztelli çıkageldi...

Ne olduğunu, 1993 Kasım ayında, Yeni Meram’da “Ömrüm, ömrüm” başlıklı üç yazımda anlatmıştım. 1993 Kasımı, “yazı” denilen “Sevda”ya düşümün 35. yılıydı. Buyurun birlikte okuyalım; “Ömrüm, Ömrüm”den bir bölümü:

TİCARET LİSESİ’NDE ŞEMS’İN GELİŞİ / DEVİN İNİNE GİRER GİBİ

Ne olduysa 1957’ler de oldu... Konya Ticaret Lisesi’ne Cahit Öztelli çıkıp geldi. Uzun boylu, bazen çok hırçın, bazen sevecen... Sabahın ilk saatlerinde gözleri okumaktan kan tutmuş, devamlı gri elbiseler içinde, koltuk altında omzunu aşağı düşürecek kadar kitap yüklü.

CAHİT ÖZTELLİ...

Bizim etrafında kediler gibi dolandığımız, kızlarıyla bir dem konuşmaya cihanı verdiğimiz LİSE’nin “Hocası”ymış aslında. . Ticaret Lisesi’ne de gelmiş, nedense... Artık, biz de ünlü ve şanslı bir edebiyat adamının öğrencisiydik. Sevinçten uçacaktık; nolur, kanatlarımız olsa... diyorduk...

CAHİT ÖZTELLİ, şairlerle, hikâyecilerle, romancılarla tanışıklığımızı dostluğa çevirdi. Ticaret Lisesi, Cahit Öztelli’nin saatlerinde tümden mana kesiliyor. “Madde” yolunun hocaları dev gibiydi, gidilecek yol güvenliydi.. . Ben “mana” yolunu özlüyordum. Ama o yolların “mürşidi” olmadığı için ürperiyordum. İşte, teşbihte hata olmaz, Mevlana’yı yoldan çıkarak “ŞEMS” gelmişti...

+++

Bir çok Konya çocuğunun gönlündeki “Yazma ateşi”ni tutuşturacak Cahit Öztelli, meğerse nice ateşler yakmış, başka illerde... Sanki; folklor araştırmacısı, yazar, şair, doğuran bir adam… Eski “Cönk”leri sabahlara kadar incelemekten kan çanağına dönen gözleri, yeni yazı erleri türetmek için alabildiğine açık... Bizler, çoktan, koltuğunun altından hiç bırakmadığı “Türk Folklor Araştırmaları” dergisine sevdalanmışız...

“Foklor”un “Halkbilimi” olduğunu artık biliyoruz... Konya’nın kenar semtlerindeki aksakallı hocalara, yetmişlik ninelere sakız gibi yapışmışız... Onlardan; masallar, türküler, maniler, deyimler, atasözleri emiyoruz... Kayıtlara geçmemiş sözcükler topluyoruz, tekerlemeler derliyoruz... Yürüyen, uçan, yüzen her şeye karşı; tarif edilmez ilgiler duyuyoruz. Öyle hırslıyız, öyle hırslıyız ki; kayda geçmeyen bir şeyler kalacak diye ödümüz kopuyor. Biz derliyoruz, Cahit Öztelli, basın dünyasındaki büyük forsuna dayanarak yayınlatıyor... “Derleme ve yazma Virüsü”nü kapmıştık artık.. “Yazma Hastalığı” bize bulaşmıştı.. O yıllarda ben, Abdullah Petekçi, Ali Kalafat, Mehmet Ali Tipi folklor derlemelerinde başı çekiyorduk.

1958 Ekim ayında onaltı yaşındayım, Ticaret Lisesi’nin ikinci sınıfındayım... Halk bilim denizinde, Cahit Öztelli transatlantiğinin peşinde minnacık bir kayık gibiyim... Transatlantiğe ayak uydurmak hevesi... Ah ilk gençlik...

“Yazma isteği”nin, yazarlık yolunun insanı nerelere götürebileceğinden hiç haberim yok... Duygunun labirentleri, düşüncenin girdapları, fikrin anaforları... Düşünmüyorum bile... Güle oynaya, yumuşacık bir çocuğun dev inine dalıvermesi gibi... Aslanın postuna bağdaş kurup oturur gibi... Ateşin yaktığının, suyun boğduğunun, taşın sert olduğunun iplenmediği yaşlardayım...

O yaz tatilinde, 1958 yaz aylarında, köye kente öyle bir saldırdım ki, “Şeher”e döndüğüm zaman, yaptığım folklor derlemeleri, tamı tamına dörtyüz sayfaydı... Edebiyat Hocamız Cahit Öztelli’nin kürsüsünün üstüne bıraktım, derlemeleri... Hoca şaşırmıştı... Şaşırdığı zamanlar yaptığı gibi gözlerini yumrukları ile ovalamaya başladı... Gözlerine inanamıyordu... Koca bir tomarın üstünde: “KONYA FOLKLORU CİLT:1 Derleyen Seyit Küçükbezirci” yazıyordu.. .

Cahit Öztelli, günlerce okudu, derlemelerimi.. “Bunları temize çek.. Daktiloyla.. Bir gazetede yayınlayalım” dedi... Şaşırmıştım, donup kalmıştım... Önce yüzümü ateş bastı, sonra tipide kalmış gibi üşüdüm... Demek “yayınlanacak”tı.. Gerçekten yazar olacaktım… Derlemelerin, bilimsel folklar araştırmalarının “Dev”i CAHİT ÖZTELLİ,  beğenmişti... Eve gittim dersem yalan olur; eve uçtum…

9 Aralık 1958’de “KONYA FOLKLORU” benim adımla, “ÖZ DEMOKRAT KONYA” gazetesinde duyuruldu. Ak kağıt üstünde “SEYİT KÜÇÜKBEZİRCİ” yazıyordu... Tefrikanın yakında başlayacağı anonsu birinci sayfadan verilmişti... Ben, bu beş satırı, gündüz hayalimde, gece düşümde belki beş yüz kez okudum...

“KONYA FOLKLORU” tefrikası tam üç ay boyunca tefrika edildi... Ummadık taş, baş yarmış gibi oldu. İlginin, övgünün hesabı yok... Yaptığım işe ben de şaşırmıştım... Ünlü araştırmacı Cahit ÖZTELLİ, 1926 sularında yayınlanan “Konya Halkiyat ve Harsiyat”nı izleyen en kapsamlı araştırma... Otuz küsur yıl sonra gelen, en kapsamlı derleme” diyordu... Demekle kalmıyor, yazıyordu...

Konya basınına, Türk folklor dünyasına, Cahit ÖZTELLİ’nin ebeliği ile doğmuştum... Durur muyum artık?

 “SÖZCÜKLERİN CENNETİNDE VE CEHENNEMİNDE KIRKBİR YIL: 9 ARALIK 1999

Yazının girişinde verdiğim 9 Aralık 1958 tarihli duyurudan; 9 Aralık 1999’a kadar 41 yıl geçmiş.

Zeki Oğuz, Çalı Dergisi’nin “Mart 1999 Sayısı”nı bana ayırmış, benim için yazılan yazıları koymuş... Zeki ve Emine Beştepe “Çağdaş Sanatevi”de Seyit Küçükbezirci’nin Basın-Sanat Yolları’nda 41 yıllık Uzun Yürüyüşü Gecesi’ni düzenliyor... Kızım Fatma Tekeli ile Zeki’nin kızı Şafak, evden fotoğraflarımı yürüterek, dünya kadar şairi; yazarın düşüncelerini toplayarak “Sözcüklerin Cennetinde Ve Cehenneminde Kırkbir Yıl” kitabını hazırlıyorlar.

Beni; Zeki Oğuz, Şafakat, Emine-Zeki Beştepe, Fatma Tekeli bir konferans için kitaplık salonuna çağırdılar... Konferansa başladım; yarım saat sonra, çıkıp konferansı kestiler; “Bizim amacımız konferans değil; sana sürpriz yapmak için konferansı bahane ettik” dediler; dergiyi, kitabı sundular... Nutkum tutuldu; hayretten ve sevinçten şok oldum; “Devam edemeyecem, hoşgörün” dedim; kürsüden indim. İşte; “Sözcüklerin Cennetinde ve Cehenneminde Kırkbir Yıl” Kitabının girişi.

“Kerem Gibi, Yana Yana, 41 Yıl”…

“Yazarlık” “bir yalnız adam” işidir.

-Kalabalıklar İçinde Yalnızlık… “Yalnızlık”ı... Çok hoş bulmasam bunca yıldır yazar mıydım? Bütün Güzel Sanatlar Gibi “Yazarlık” Bireysel bir sanattır. “Tek kişilik”tir…

Platonik Aşklar Gibi… Sözcükler bana, ben sözcüklere hiç ihanet etmedim. “Sözcüklerim”i hiç kötüye kullanmadım.

-Yazı” Değirmen Misali Dönen Başlar” için keyif demektir, “haz” demektir. Bir tanımlanamaz “şehvet” demektir; pranga gibi sürüklenen “çile” demektir.

-“Yazı” demek çıldırasıya sevmek demektir; “yazı” demek, “hasret” demektir. 

9 ARALIK 2014; “SON FASIL”DA KALEM SALLARKEN

Öğünmek gibi olsun; yarın, yani Salı günü, 9 Aralık ben yazıma müptela olalı 56 yıl oluyor... hayırlı olsun...

Teoman Alpay’ın bestesi; “Nasıl geçti habersiz, o güzelim yıllarım” şarkısını Muazzez Ersoy’dan dinliyorum…

“Yazıya Sevda” devam; mürekkep ve kağıt bağımlılığına devam...

Bundan sonra ne mi olur? Mevla’m neyler, neylerse güzel eyler...

Elhamdülillah iki kapılı bir handa gündüz gece gidişlerin sonlarındayız.

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
İbrahim Dıvarcı
08 Aralık 2014 Pazartesi 09:28
09:28
Yazmaya devam üstad, yüreğinize sağlık.
94.120.206.225
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim