• BIST 107.286
  • Altın 143,230
  • Dolar 3,5609
  • Euro 4,1491
  • Konya 30 °C
  • Meteoroloji'den kritik açıklama!
  • Erdoğan'ın çağrısı yanıtsız kalmadı!
  • FETÖ'den polis müdürüne gizli kameralı tuzak
  • Meteoroloji'den kritik açıklama!
  • Erdoğan'ın çağrısı yanıtsız kalmadı!
  • FETÖ'den polis müdürüne gizli kameralı tuzak

Bir Şehrin Hikayesi ||

Fatıma Nur Mücevher

Bir şehirden geçiyordum.

İnsanların kalabalık olduğu bir şehirden.

Tüm duygular, yerlerdeydi.

Ama insanlar hep gökyüzüne bakıyordu.

Gökyüzünde bir şeyler arıyor gibi.

Bir şehirden geçiyordum, biraz soğuktu mevsim.

Sanırım bir şehir çok yalnızdı.

Buz gibiydi.

Sevmeyi unutmuş insan gibi.

Bir şehirden geçiyordum, karanlıktı.

İnsanların yüzleri asıktı.

Memnun olmamış, memnun etmemiş.

İnsanlar vardı. Çoklardı…

Gökyüzüne bakıyorlardı.

Bulundukları yer zindan karanlığı ama onlar gökyüzüne bakıyordu.

İki şey geldi aklıma;

İlki, yeryüzü bunaltmış olmalı ki gökyüzünde ferahlık arıyorlardı.

İkincisi ise, biraz elem verici…

Kirlettikleri Dünya yetmezmiş gibi, gökyüzüne mi sıra gelmişti.?

Bir şehirden geçerken insanlar gördüm..

Saklanıyorlardı. Saklanmakla yetinmeyip,

Kendilerini gösteriyorlardı.!

“BEN!” diyorlardı.

Belirgin oluyorlardı.

Ne büyük boyları vardı!

Ne ürkütücü varlıklardı.

İnsanlar vardı.

Bir şehrin tüm ayıbını sırtlanmış gülüyorlardı.

Gülmek bile yakışmıyordu.

Ama yakıştığını sanıyorlardı.

Yaşadıkları ayan beyandı.

“Ben İyi Biriyim!” diyorlardı.

Reklam kokuyorlardı.

Bir şehirden geçiyordum,

Şükrediyordum.

Bir şehir, kirlenmeye ramak kalmış düşlerimi ihya ediyordu.

Düşünüyordum, ya kaybolsaydım bu şehirde,

Yutuverseydi ya da.

Allah korudu. Allah hep korusun.

Şükrediyordum binlerce kez.

“Beni, bana bırakmayan, Rahman’a..”

Susuyordum.

Bir şehirden geçerken, bir şehre yaklaşıyordum.

Bir şehirden kaçarken, bir başka şehre kucak açıyordum.

İnsanlar görüyordum.

Haramla Helal ayrımını kendi üzerine göre biçen.

Kendi üstüne göre oturtan.

Görünüşleri gösterişten öteye gitmeyen insanlar.

Kadınlı/Erkekli, fazla gösterişli, biraz şaşalı,

Biraz,  gözleri karalı, biraz makyajlı.

Biraz, parfüm kokulu, biraz itici, biraz.

İnsanlar görüyordum.

Görmemek için, gözlerimi kapatmak zorunda kalıyordum.

Yolculuk uzun vadeli değildi.

Nihayetinde bir şehirden çıktıysak bir şehre uğrayacaktık.

Ne çok insan vardı. Ne çok, kendini insan sanan…

İhsanlardan  uzakta kalan.

Kendini, ortaya pazar eden..

Ah ne çok insan var.

Hak ettiği ölçü de; İnanmayan.

Bir şehir dolusu insan;

Toprak olacağını unutmuş hummalı bir arayış içindeydi.

Kefen bezleri “yok satmayınca”, insan ne çok aldandı!

Katmerleşmiş bir hüzünler yaşandı.

Kimse sahiplenmedi.

‘Sokak hüznü’ muamelesi yaptılar.

Unutuldu, adına ; “Geçti” dendi.

Bir kıyamet koptu, cihan titremedi!

İnsan, yaşanan acılardan uzun vadeli ders almadı!

Günahlara ve hatalara geri döndüler!

Kendi elleriyle, kendi renklerini söndürdüler!

Sıkıntılardan ve  felaketlerden çıkmış insan,

Günah güruhunun içindeydi,

Hissetmedi.

***

 

 

Hatta yeri geldi Aşk’ı kirletti.

Arsızlığın adına “AŞK” dedi ve gülüp geçti…

Yusuf(a.s.)’un yırtılan gömleği devrin erkeklerine ulaşmadı.

Züleyha’nın yaşadığı acıyı hissetmedi kızlar.

Yusuf’ça dik duramadı,kendini erkek sananlar!

 

 

Bir köyden geçiyorduk,

Bir şehirden uzaklaşırken, bir karınca görüyordum.

Bir karınca görüyordum ve karıncanın gözleri,

Dünya’ya sabrı öğretiyordu.

Bir karınca, umut veriyordu.

İbrahim’e destek oluşunu haykırıyordu.

Bir şehir susuyor,

Bir şehir kusuyor,

Bir şehir üşüyor,

Bir karınca; direniyordu.

Dinlenmeden, dilleniyordu.

Adımlarımı daha güçlü kılıyor ve daha heyecanlı yürüyordum.

Dilimde, yorulmayan dualar.

Sıcacık tutuyordu.

Bir karınca, bir köy ve bir şehir;

Bin inşirah lütfediyordu.

Ve gece oldu.

Karınca, toprağı yorgan yaptı.

Sessizliğini  ise dua.

Saldı hepsini, tüm birikimlerini, Allah’a…

Bir şehir dizlerinin üstüne düşüyordu.

İnliyordu.

İnsaf diyordu.

İnsan, kulaklarını tıkıyordu.

Biz uzaklaşıyorduk, şehir küçülüyordu.

Uzaklaştıkça, küçüldüğü fark ediliyordu.

Uzaktan bakınca; Bir şehir, bir karıncadan farksız duruyordu.

Anlaşılan gözlerimiz bizi oldukça iyi aldatıyordu.

Uzaktan bakmak, ayrıntıları görmeye sebep oluyordu.

Bir şehirden geçiyorduk.

Geçtik.

Bir şehre geldik.

Bir karınca, hakikati işaret ediyordu.

Sırtında taşıdığı buğday tanesiyle, bereketi hatırlatıyordu insana.

“Bunlar geçecek, Rab’in rahmetini yüreğine yükleyecek!” dercesine.

İnsanı,kendine yaklaştırıyordu..

Haline şükret dercesine.

 

 “Rabbim, insanlara sadece insan olduğunu ve

Sadece, sana “KUL” olduğunu unutturma!” diyordu.

Susuyordum. Tam da yeriydi. Sustum…

Karıncanın duasına katıyorum dualarımı,

Bereket ihsan et Rabbim;

Gönüllerimize, Özümüze…

Kabul buyur.

Âmin.

Maddi ve Manevi sancılarımıza en tesirli ‘Şifa’ olması duasıyla..

 

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
@babilomd
26 Eylül 2014 Cuma 23:08
23:08
Gerçekten günümüzün şehirlerinin insanlarının yaşamlarının
Özeti bence. Harika bir yazı, gercekten yürekten yazıyorum
rabbim siz ve sizin gibi duygu yüklü sizler gibi
Allah sevgisi din iman felsefelilerin sayisini artırsın.
EĞER MÜSLÜMAN OLMADAN ÖNCE MÜSLÜMANLARI
TANIMIS OLSAYDIM ASLA MÜSLÜMAN OLAMAZDIM.
BEN ÖNCE KURANI KERIMI TANIDIM SONRA
MÜSLÜMAN OLDUM. (Yusuf islam)

günümüzün en güzel örneği bu bence.
92.252.20.228
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim