• BIST 96.459
  • Altın 268,753
  • Dolar 5,5849
  • Euro 6,2019
  • Konya 21 °C
  • 3 HDP'li başkan neden görevden uzaklaştırıldı?
  • CHP'den beklenen kayyum tepkisi! "Barikatçı arkadaşlara" destek çıktılar
  • Yargı reformu değerlendirmesi "Tuzu kuru olanların ne dediği çok önemli değil!"
  • 3 HDP'li başkan neden görevden uzaklaştırıldı?
  • CHP'den beklenen kayyum tepkisi! "Barikatçı arkadaşlara" destek çıktılar
  • Yargı reformu değerlendirmesi "Tuzu kuru olanların ne dediği çok önemli değil!"

Bir Başka Açıdan 15 Temmuz

Hasan Ukdem

Bir kızıl elma uğruna çok uzun yollardan vuruşa vuruşa, şehit vere vere gelmişiz biz bu vatana. Ağırlığınca altın verilip alınan bir sevgili gibi, ağırlığınca can vermişiz bu topraklara. Sevgili Peygamberimizin “vatan sevgisi imandandır” sözünü düstur edinmiş, tevhidi aleme tebliğ etmek için dünyayı da potansiyel bir yurt bilmişiz. İçimizdeki beyinsizler yüzünden helak olmamak için de ayrıca bir gayret sarf etmişiz. Maalesef kahramanı bol olan bu vatanın haini de çok çıkmış. İşte bir temmuz daha geldi ve o meşum geceyi hatırladık. Elbette ki bu güzel yurdu onlara bırakmadık. Her ne kadar çağın çarkında öğütülüp, özümüzden ayrıştırılmaya çalışılsak da mayamızdaki töz hala ruhumuzda yerini koruyor. Ve o haymatloslara bu ülkeyi teslim etmedik... 

 

Ekonomik zorluklara, siyasi çalkantılara, modern hayatın verdiği tahribatlara rağmen içimizde yanmaya devam eden bir çerağ hala bize umut olmayı sürdürüyor. Kapitalizm her ne kadar ezse, hırpalasa, kırsa da bizleri, üzerimizde kesin bir zafer kazanamadı çok şükür. Bir yanımız direnmeye ve bütün dünyayı kasıp kavuran bu hakikat tahripçilerine karşı mücadele etmeye devam ediyor.  

 

Büyük bir sabırla yaşıyoruz son birkaç asırdır. Haince bakanları, pusuda bekleyenleri, maneviyatımızı hakir görenleri seziyoruz, biliyoruz, görüyoruz ama hemen cezalandırma yoluna gitmiyor, onların vazgeçmelerini, yanlışlarından dönmelerini, gittikleri yolun çıkmaz sokak olduğunu anlamalarını bu sabrın sınırlarında tutuyoruz. Ne zaman baş kaldırsalar, cüret edip saldırsalar o zaman bertaraf etme yoluna gidiyoruz. Şemsi Tebrizi’nin şu sözleri sanki bu durumu açıklıyor: “Sığ suları en hafif rüzgarlar bile coşturabiliyor. Derin denizleri ise ancak derin sevdalar. Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her şey susuyor. Anladım ki, susan her şey derin ve heybetli.” 

 

Muhammed İkbal ise: “Hakikatin bizatihi kendisinin varlığı tehlikede olduğu zaman, hakikatin yorumları uğruna birbirinizle savaşmayınız” diyor. İşte bizim üzerinde düşünmemiz gereken konu bu. Zira bugün ülkemizde ve İslam alemindeki zaaf buradan doğuyor. Hakikat gün gibi ortada dururken biz aklımızı bilerek karıştırmak isteyenlerin tuzaklarına düşüyor, onların yorum ve sapkınlıklarına gerekenden fazla kapılıyor, gerekenden fazla tahammül gösteriyoruz. Ninelerimizin, dedelerimizin yalın, sade ve basit imanına sahip çıkıp, güneşi balçıkla sıvamak isteyenlerden geri durabilsek onların maskeleri düşecek ve gerçek yüzleri ortaya çıkacak aslında... 

 

Bu kalkışmacı, bu darbeci zihniyete karşı her daim teyakkuzda olmalı ve suçları sabit olanlara karşı da daha kararlı, daha şedit olmalıyız. Zira Konya tabiriyle, ganereleşen köpeklerden kurtulmadan sürünün güvenliğini sağlayamayız. Hayat sürekli bir dinamizm içerir. Bu dinamizm ise sürekli bir tehlikeyi de içinde barındırır. Bundan emin olmanın yolu da tedbiri hiçbir zaman elden bırakmamakla mümkündür. Çürüyen dişi çektirmeli, iş yapamayan organı ameliyat etmelidir. Yoksa bütün vücut ağrılar içinde kalır ve bir gün yerlere serilir. 

 

Her şeyin aşırısı zararlıdır. Merhametin de hoşgörünün de bir sınırı olmalı, hakikatin kurallarını işletmeli ve yarın bizden bu vatanı devralacak çocuklarımıza, güvenli bir dünya oluşturmaları için nasıl davranılması gerektiğinin yolunu da göstermeliyiz. Geçmişi doğrusuyla yanlışıyla analiz edip, geleceğin çatısını bu tecrübeyle kurmalıyız. Doğruluğun güneşini ancak doğru olanlar doğurabilir. Haramlarla alınan bir yol mutlaka bir uçurumun başında biter. Önce kendi nefislerimizdeki zafiyetlerden kurtulmamız, başarı için şarttır. Duran bir saat bile günde iki kere doğruyu gösterirken, yanlış işleyen bir saat sürekli ona bakanları aldatır. Çağın saati böylesi bir işleyişi gösteriyor, çünkü hakikatin güneşine göre ayarlı değil, insan eliyle yakılmış ve yatsıya kadar yanacak bir mumun ışığına göre ayar edilmiş. 

 

15 Temmuzları ve benzeri müdahaleleri biraz da böyle düşüncelerin ışığında değerlendirmeli, tedbirlerimizi bu minval üzre almalıyız. Yoksa zevalimizi engelleyemez, zamanın içinde eriyip giden sayısız milletlerin arasına karışıveririz. Hepsinden öte, iki cihana da imam eden bizler hakikat önünde vermemiz gereken hesabı veremez, Rabbimize karşı mahcup oluruz. 

 

Allah birliğimizin ve beraberliğimizin meyvesini bu dünyada olgunlaştırsın duasıyla bitirelim yazımızı, sevgiyle kalın. 

 

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim