• BIST 82.363
  • Altın 147,310
  • Dolar 3,7689
  • Euro 4,0344
  • Konya 1 °C
  • Himmet toplantısı 'havuz' himmet parası 'tereyağı'
  • 'Akaryakıt fiyatlarındaki hızlı artışın sebebi...'
  • Raid Salah serbest bırakıldı
  • Himmet toplantısı 'havuz' himmet parası 'tereyağı'
  • 'Akaryakıt fiyatlarındaki hızlı artışın sebebi...'
  • Raid Salah serbest bırakıldı

Bir Avuç Konyalı’ya Teşekkürler

Ufuk Karadavut

26 Ağustos 2006 tarihinde Ankara’da Türkiye Kamu-Sen tarafından düzenlenen bir miting vardı. Türk Diyanet-Sen yöneticilerinden aziz dostum Nuri Ünal’ın daveti üzerine biz de Ankara’daki mitinge katıldık. Mitinge katılmak isteyenler, sabahın erken saatlerinden itibaren tren garı ve Atatürk Kültür Merkezi önündeki toplanmalarından sonra hep birlikte Sıhhiye Meydanı’na kadar el ele, gönül gönüle yürüdüler. Eminim ki çoğu birbirlerini hiç görmedi ve beklide hiç görmeyecekler. Ama onları bir araya getiren bir inançları vardı. Bunun için bir araya gelmişlerdi.

Bu insanlar yalnızca maaş zammı için mi bir araya gelmişlerdi?, Ya da daha iyi bir ücret taleplerini mi söylemek istiyorlardı?. Hiç sanmıyorum. Eğer oradaki havayı görse ve hissetseydiniz ne demek istediğimi daha iyi anlayabilirdiniz. Yaptığım gözlemlere göre maaş zammı ikinci sıradaydı. Toplananların ilk düşünceleri sanki ülkenin içerisine sokulduğu sıkıntılıları ve bu sıkıntılara sebep olanlara karşı tepki göstermek düşünceleri vardı, karşı çıkışları vardı. Üzülerek söylemeliyim ki ülkenin geleceği konusunda ciddi kaygıları vardı. Neden böyle düşündüğümü merak edenlere hemen birkaç örnek vereyim;

Türkiye Kamu-Sen’in genel başkanı Sayın Bircan Akyıldız konuşmasında 26 Ağustos 1071 tarihinde Türkler Malazgirt Zaferi ile Anadolu’ya girdiklerini hatırlatarak gösteriyi bugün yapmalarının anlamını vurgulamak istedi. Daha sonra ise Türkiye Cumhuriyetinin Milleti ve Devleti ile bölünmez bütünlüğünden asla taviz vermeyen bir anlayışa sahip olduklarını belirten başkan, Türkiye’nin üniter yapısından rahatsızlık duyanların olduğunu belirtti.  ABD ve AB’yi günümüzün Firavunları olarak niteleyen Akyıldız, Türkiye’nin hiçbir ilinin Amerika’nın hazırladığı Büyük Ortadoğu Projesi’nin merkezi olmayacağını söyledi. Başbakan Yardımcısı ve Dış İşleri Bakanı Sayın Abdullah Gül’ün kaçırılan iki İsrailli askerin ailelerine yaptığı ziyareti eleştirerek, ‘PKK teröristler her gün askerimizi, polisimizi şehit ediyor. Soruyorum hükümet yetkililerine hangi şehit ailesini ziyaret ettiniz’ diye sordu. En ilginç kısmı da alanı dolduran insanlara ‘Kandil dağına gitmeye hazır mısınız?’ şeklindeki sorusuna hemen herkesin ‘Evet’ cevabı vermesi… Bunlar hatırlayabildiğim bazı örnekler. Şimdi ne demek istediğimi anlamışsınızdır.

Maaş zammı için ya da ‘insanca yaşamak’ için gerekli olan paranın talep edilmesi için yapılan böyle bir toplantıda katılımın çok daha yüksek olmasını beklerdim. Sayı önemli değil ama meydanların tamamen dolması gerekirdi. Eğer memurlar samimi iseler bu meydanı hınca hıç doldurmalıydılar. Mitingin bitiminde aklıma Nasrettin Hoca’nın hikâyesi geldi. Bilirsiniz; Timur Han fillerini beslemesi için köyün birine veriyor. Filler köylünün elinde ne var ne yok tüketiyor. Bir süre sonra köylüler şikayetleşmeye başlıyorlar. İçlerinden biri hemen Nasrettin Hoca’nın bu işi halledeceğini ifade edince, köylüler toplanıp hocanın yanına gidiyorlar. Hocaya durumu anlatırlar ve ‘Hakanımız seni sever ve sana güvenir, söylesen de filleri alsa, çok zor durumdayız’ derler. Hoca biraz düşündükten sonra ‘Tamam’ der. Köylüleri de yanına alarak Timur Han’ın otağına doğru yola çıkarlar. Hoca, Otağa Yaklaştıkça sayının azaldığını görür fakat ses çıkarmaz. Otağın kapısına geldiklerinde arkasında 3-4 kişinin kaldığını görür. Han’ın yanına vardığında ise artık yalnızdır. Arkasında kimse kalmamıştır. Hakan Hocayı sevdiği için ikramda kusur etmez ve bir dileği olup olmadığını sorunca hoca ‘Hakanım bizim köylüler fillerden çok memnun eğer varsa birkaç fil daha isterler’ demiş. Fıkra bu ya, Timur Han fil verdimi vermedi mi bilmiyoruz. Türkiye Kamu-Sen yetkililerini Nasrettin Hoca’ya benzettim. Kendi kendime ‘onların yerinde olsam mitinge katılanların adına pazarlık yapardım’ ve daha da ilerisi Hükümet yetkililerine ‘memura verdiğiniz zam çok yarısını alın’ derdim. Tıpkı Hocanın köylülere yaptığı gibi.

Mitinge Konya’dan 500 civarında insanın katıldığını öğrendim. Aslında hayal kırıklığına uğramadım desem yalan olur. 2.5 milyon nüfusu ile Türkiye’nin dördüncü büyük ilinden katılımın daha yüksek olmasını beklerdim. Otobüs, yemek ve içecek bedava olmasına rağmen insanlar rahatlarını bozmamışlar. Ya da bilmediğimiz bazı durumlar var. Gidenler bazı şeylere inandılar ve gittiler. Gidenlerin arasında şu ya da bu düşünce ile gidenler olmuş olabilir. Ama ana düşünce bellidir.

Anakara mitingine gidenlerin hepsini canı gönülden kutluyorum. Bu arada mitinge katılmayıp da ‘Biz yiyici takımdanız’, ‘Birileri yürür biz zammı alırız’ ya da ‘Akılsızlar yürür biz zammı alırız’ diyen zavallıları da şiddetle protesto ettiğimi belirtmek isterim.  

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim