• BIST 82.363
  • Altın 147,033
  • Dolar 3,7764
  • Euro 4,0385
  • Konya -3 °C
  • Himmet toplantısı 'havuz' himmet parası 'tereyağı'
  • 'Akaryakıt fiyatlarındaki hızlı artışın sebebi...'
  • Raid Salah serbest bırakıldı
  • Himmet toplantısı 'havuz' himmet parası 'tereyağı'
  • 'Akaryakıt fiyatlarındaki hızlı artışın sebebi...'
  • Raid Salah serbest bırakıldı

Bıktırıcı Diplomasi Oyunu

Ufuk Karadavut

Diplomasi aslına bakılırsa ilişkiler sanatı olarak bilinir. Hemen herkesin diplomasi kelimesini duyduğunda aklına gelecek ilk şey belli bir konuda karşılıklı konuşarak anlaşma ve uzlaşma yolunu aramaktır. Aslında diplomasi bir anlamda yöneticiliktir. Bir kurumda idarecilik yaparken nasıl insanları kırmadan çalıştırma yoluna bakıyorsanız, benzer şekilde diplomaside de kırıcı olmadan karşıdakine asla hayır demeden ikna yollarına bakmaktır. Elbette karşınızdaki kişilerin ya da kurumların bu konuda hazır olmalarıyla bu mümkündür. Diplomasi yapan kişiler temsil, hakların korunması, müzakerelerin yapılması ve ilişkilerin geliştirilmesi konularına hâkim olması ve bu yönde yapılacak çalışmalarda yol gösterici ve yönlendirici olmaları gereklidir.

 

Uluslararası ilişkilerin bir görünen yüzü vardır, bir de görünmeyen yönleri var. Biz genelde görünen yüzü ile ilgilenir ve ona göre karar veririz. Görünmeyen yönlerini asla göremeyiz. Görmemiz ve bilmemiz istenmez. Ama asıl görülmesi gerekenler perde arkasındaki ince detaylarda gizlidir. Oyunu senaryoya dökenler böyle bir sahnelemenin uygun olduğunu düşünüyorlar. 

 

Türkler tarih boyunca yaşadıkları zamanlar içinde diplomasi konusunda ciddi sıkıntılar yaşamışlardır. Hani sıksık denir ya; savaş alanlarında kazandıklarımızı masa başında kaybetmişizdir. Masa başından kasıt ise diplomasinin yetersizliğidir. Bizler yaratılış olarak açık sözlü ve mert yapılı insanlardık. Bu nedenle diplomaside sıklıkla görülen oyunları çok sonraları öğrenmeye başladık. Ama ne hikmetse yine kaybetmeye devam ediyoruz. Demek ki tem öğrenememişiz ve öğrenecek çok şeyimiz var.   Çok saygıdeğer dost ve müttefik ülkelerimiz ise bu konuda bizi her zaman ve yerde öve öve bitiremiyorlar. Diplomasiyi çok iyi yaptığımızı, işi artık öğrendiğimizi söyleyip bizi boş şeylerle uğraşmaya mecbur bırakıyorlar. “Sen büyüksün, sen lidersin, sen şusun, sen busun” diyerek bizi daha da etkisiz hale getiriyorlar. Bu lafları duydukça gevşiyor ve aslında isteyeceklerimiz ya da yaptırmak istediklerimiz istemeden ya da yaptıramadan dönüp geliyoruz. Sonuçta hep birilerinin dediği oluyor. Ama bir türlü bizim dediğimiz ve istediğimiz olmuyor.

           

Türk devletleri genel olarak zayıf diplomasinin merkezi olarak bilinirler. Bunu teyit eden olayları saymakla bitiremeyiz. Ancak bunu dikkatlice inceleyince aslına yapılanların çok güzel bir planın parçası olduğu görülüyor. Osmanlı devleti zamanında da bu çok iyi bir şekilde oynanmış. Özellikle 19. Yüzyılın ortalarından itibaren başvurulan bir metot olmuştur*. Özellikle batlı devletler askeri yönden harekete geçemeyecek durumda iseler Türk devletine karşı uyguladıkları metot daima “bıktırıcı diplomasi” olmuştur. Bu işlem borçlandırma ile birlikte yürütülmüştür. Bu metoda göre Türk devleti altından kalkılamayacak derecede bir borç yüküne sokulacak ve bu borç şantajı ile bıktırıcı bir diplomasi faaliyeti başlatılarak istenen hedefe ulaşılması sağlanacaktır. Bu metot zamanında Girit adası için başarılı bir şekilde uygulanmıştır. Şimdilerde ise Kıbrıs adası konusunda yoğun bir şekilde uygulanmaya devam edilmektedir.

 

Avrupa Birliği giriş sürecinde yapılan müzakerelerin temeli de işte bu mantıkla yürütülen diplomatik çalışmaları içermektedir.  Uzun süreli ve bitmek tükenmek bilmeyen toplantılar, görüşmeler ve sunumlar bir süre sonra insanları bıktırmaktadır. Bu bıkkınlığın getirdiği yılgınlık beraberinde yeni gelişecek olaylara karşı hazırsızlığı da getirmektedir. Atalarımız “su uyur düşman uyumaz” derken aslında bizi sürekli olarak uyanık olmaya ve bıkkınlık göstermememiz konusunda uyarmışlardır. Ama olmuyor, yaşananları sürekli olarak tekrardan yaşıyoruz. Yaşanan her olay bize yeni şeyler öğretmesi beklenirken böyle olmuyor. Öğrenemiyoruz. Ama kaybediyoruz.

 

Elbette diplomaside güçlü olabilmek ve bıktırılmamak için iç ve dış dinamikler konusunda güçlü konumda olmamız gerekmektedir. Bu gücü bulmak şu an zor gözüküyor. Özellikle ülke içindeki varlığı bilinen bazı işbirlikçiler bu gücün oluşmasına engel oluyorlar. Bu ülkemizin bu konudaki zayıf tarafıdır denilebilir. Zaten düşününce 500 milyar dolara yaklaşan iç ve dış borçla ne kadar başarılı diplomasi yapabilirsiniz. Bu da üzerinde özellikle düşünülmesi gereken bir konudur. Önümüzdeki dönemlerde de bıktırıcı diplomasinin yeni örneklerini görmeye devam edeceğiz. Ama unutmayın ki her bıktırıcı diplomatik hareket bir oyunun devamı ya da bir parçasıdır. Birileri hedeflerine ulaşıncaya kadar da bu böyle olmaya devam edecektir.

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim