• BIST 82.509
  • Altın 147,630
  • Dolar 3,7808
  • Euro 4,0420
  • Konya -2 °C
  • Himmet toplantısı 'havuz' himmet parası 'tereyağı'
  • 'Akaryakıt fiyatlarındaki hızlı artışın sebebi...'
  • Raid Salah serbest bırakıldı
  • Himmet toplantısı 'havuz' himmet parası 'tereyağı'
  • 'Akaryakıt fiyatlarındaki hızlı artışın sebebi...'
  • Raid Salah serbest bırakıldı

Batılılaşma ve Özgüven

Ufuk Karadavut

Türkiye yıllar süren bir dönemi içerisine alacak şekilde zor bir dönemden geçiyor. Zor dönemecin uzun sürmesi işin ne kadar ciddi olduğunu ve sorunların ne kadar çok olduğunu da gösteriyor. Bu zor dönemeçte iki asra yakın bir süredir sürdürülen batılılaşma serüveni ile aslında belli bir mesafe kat edildi. Batılılaşma isteyenler ile istemeyenlerin mücadelesi ile geçen dönemde, istesek de istemesek de batlılaşma hareketi hızlı bir şekilde devam ediyor. AB’ye girmek için bütün kurum ve kuruluşlarımızı AB standartlarına göre ayarlamak, kanun ve yönetmeliklerimizi onlara göre düzenlemek ile bu çalışmaları zaten belli bir sisteme sokmuş oluyoruz. Yaşanan bu süreçler aslında ülkede yaşayan her insanın her grubun bir sınavıydı. Birileri kazandı birileri kaybetti. Herkes bu dönemde elinde ne varsa ortaya döktü ve kendi değerlerini ve inançlarını savundu.

 

Bazıları içlerinde yaşattıkları din düşmanlığını ön plana çıkarttı, kimileri Türk düşmanlığını, kimileri dini en samimi duygularla savundu, kimileri dini kullandı, kimileri de bu merkezler etrafında kullanıldı. Ama sahip oldukları inançları ile bu doğru bakış açılarını belirleyenler yıllarca geldikleri köklü gelenek üzerine inşa edilecek hayatın özlemini çektiler. Bunun için çabaladılar. Batılılaşma adına en büyük katkıyı kendilerini ‘İslamcı Aydınlar’ olarak tanıtanlar yapmışlardır. Yıllarca dine karşı birileri tarafından yapılan tacizlere karşı sürekli olarak İslam’ı savunur görünüp aslında Avrupa’yı ve Avrupa’nın sahip olduğu değerleri savundular. Bunu halen daha yapıyorlar. Başarısız oldukları söylenemez. Ama bunların yaptığı zararı kimse de bu ülkeye yapamadı. Aslında batılılaşma hastalığı, hastalığa karşı dik durulmasını isteyenler tarafından bulaşır olmaya başladı. Yıllarca yazılarında batı eleştirisi yapanlar bu gün aynı sütunlarda methiyeler dizmeye başladılar. Geçmişlerini unutanlar geleceğe umutla bakma adına geçmişi tamamen bir kenara bıraktılar adeta bağlarını koparıp attılar. Şimdi geçmişi olmayan yığınlar olmaya başladılar.

 

Birinci Dünya Savaşı’nı müteakip İngiltere’nin öncülüğünde; İslamiyet’i Arabistan çöllerine Türkleri ise Orta Asya steplerine sürmek amacıyla başlatılan çalışmalar derin bir mukavemet ile karşılaşınca sistem değişti ve aydınların üzerine yoğunlaştı. Aslında asıl amaç Türklerin tamamen yok edilmesi değildi. Bunda başarılı olamayacaklarını yüzyıllarca yaptıkları mücadeleler sonucunda öğrenmişlerdi. Bunların asıl amaçları Avrupa kültürü, inancı ve sömürgeciliğine başkaldırarak alternatif ama adil bir medeniyet iddia ve istidadına sahip, cihan hâkimiyeti ufku ve tecrübesine haiz bir dine sahip olan Türklerin Anadolu’dan uzaklaştırılmasıydı. Bu başarılı olamayınca hedef değişti; Müslüman görünüşlü ama siyasi, kültürel ve medeniyet bağlamında iddiasızlaştırılmış hatta sosyal düzlemde dahi dışlanmış dini motifli bir Türkiye oluşturulması oldu.

 

Batı toplumu ve yöneticileri önceleri dinsiz bir Türkiye’nin uzun vadede sosyo-kültürel olarak var olamayacağını, Türk diye bir millet ve Türkiye diye bir devletin Anadolu’daki varlığının İslam ile mukayyet olduğunu çok iyi biliyorlardı. Dini motiflerden arınmış bir Türkiye’ye müsaade etmekle hem bu devletin kalıcı olamayacağını hem de tehdit oluşturamayacağını garantilemiş olacaklardı. Ancak zaman içinde bunun da zor olduğunu fark edenler yeni bir proje başlattılar. Adına da ‘Ilımlı İslam’ dediler. Ilımlı İslam ile toplumu ayakta tutan bütün değerlerin içeriğinin boşaltılması ve insanların kimliklerini kaybetmelerine çalışıldı. İçerden bizler dışarıdan onlar uğraştılar didindiler. Sonuçlarını almaya başladıkları görülüyor.

 

Yazımın başından beri sormak istediğim soruya yeni geliyoruz. Uzun yıllar süren batılılaşma çalışmalarından sonra, niçin batılı milli devletlerdeki öz güven bizde yok. Neden harap ve bitap olmuş bir toplum görüntüsü içerisindeyiz. Yıllarca sürdürülen bu çalışmaların sonucunda elde edilmek istenen Türklerin genel karakterleri içerisinde yer alan öz güvenini kaybetmesi miydi? Kendine güvenmeyen insanların ne kendilerine ne de yaşadıkları topluma katkıları olamaz. Baksanıza fikir üretimi konusunda ya da fikir hayatını yaşatma konusunda kimsenin bir gayreti yok. Fikir hareketleri bazı cemaat ve grupların tekeline terk edilmiş durumda olduğu için kimse yenilik yapamıyor. Bu da bir batı planı mı?. Yoksa kendimiz mi böyle olmasını ve basiretimizin bağlanmasını istiyoruz. 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim