• BIST 73.391
  • Altın 132,849
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585
  • Konya 3 °C
  • Erdoğan: Biliyorum yalnızım ama...
  • Meteoroloji uyardı: Kar yağışına dikkat!
  • 'Bordo bere' için rekor başvuru
  • Erdoğan: Biliyorum yalnızım ama...
  • Meteoroloji uyardı: Kar yağışına dikkat!
  • 'Bordo bere' için rekor başvuru

Başkanlık, idam, tutuklamalar ve Bahçeli

Salih Sedat Ersöz

Türkiye, son bir ay içinde iç siyasette üç konuya odaklandı.

İlk olarak Başkanlık sistemi gündeme geldi.

15 Temmuz’dan bu yana iktidar partisi tarafından ağızlara alınmayan Başkanlık sistemi, Devlet Bahçeli’nin bir açıklaması ile birdenbire gündeme oturuverdi. 

15 Temmuz’un siyasete alet edilmemesi ve yaşanılan darbe girişiminden sonra kazanılan büyük zaferin başkanlığa geçiş için kullanılmaması düşüncesiyle temkinli hareket eden iktidar partisi, Bahçeli’nin sürpriz açıklaması ile harekete geçti.

Başkanlık sisteminin Türkiye’ye ne getirip, ne götüreceğinden ve olumlu - olumsuz yönlerinden ziyade, her kesimin siyasi davrandığını görmekteyiz.

İktidar partisinin isteği olan başkanlık sistemine, her konuda olduğu gibi ana muhalefet partisi karşı çıkıyor.

Bu konuda ülkemizi düşünerek hareket eden Devlet Bahçeli’yi kutlamak gerekiyor.

Bahçeli siyasi davranmıyor, körü körüne muhalefet yapmıyor. Tam bir vatansever olarak hareket ediyor ve dış güçlere bağlı olmadığını, milli siyaset yaptığını net olarak ortaya koyuyor.

Bu arada şunu da belirtmeliyim ki, CHP’nin olanca gücü ile karşı çıkmasına rağmen, günün birinde Başkanlığın CHP zihniyetinin eline geçme ihtimali beni endişelendiriyor.

Zira Başkanlık sisteminde, bir parti ne kadar çok oy alırsa alsın ülke yönetiminde söz sahibi olması söz konusu değil.

Hükümeti Başkan oluşturacak, bakanları Meclis dışından Başkan seçecek veya görevden alacak. Yani Başkan yönetimde tam olarak söz sahibi olacak.

Benim endişem de, reisten sonra ne olacak düşüncesinden kaynaklanıyor. Zira, Erbakan veya Erdoğan gibi bir lider bizim camiada her zaman yetişmiyor.

***   ***   ***

 15 Temmuz’dan itibaren idam konusu halkımız tarafından yoğun olarak gündemde tutulsa bile, Cumhurbaşkanımız haricindeki siyasilerin gündemine yeni girdi denilebilir.

Bu konuda da, Başkanlık sisteminde olduğu gibi, Devlet Bahçeli yine gündemi oluşturdu.

Bahçeli’nin, idamın iktidar partisi tarafından meclise getirilmesi halinde destek vereceklerini açıklaması, iktidar partisini bu konuda zorunlu olarak harekete geçmesi noktasına getirdi.

İktidar Partisi, AB ülkelerinin tepkisinden olsa gerek, Başkanlık sistemine geçişte gösterdiği istekli tavrını, idam konusunda göstermiyor.

Başbakan Yıldırım, daha önce yaptığı bir açıklamada, “idam bir kere öldürür, halbuki hainlere her gün ölüm vardır” diyerek idama sıcak bakmadığını ortaya koymuştu.   

Ama gerek halkın yoğun şekildeki idam isteği, gerek Bahçeli’nin açıklaması, gerekse Cumhurbaşkanımızın her ortamda idam kararını onaylayacağını açıklaması, iktidar partisini bu konuda zorlamaktadır.

Başbakan Yıldırım’ın bu konudaki son açıklaması da, sınırlı bir şekilde idam tasarısının meclise sunulacağı şeklindeydi.

Bu satırların yazarı idam konusunda, 15 Temmuz’dan öncede, sonrada defalarca yazılar yazmış ve kısasta hayat vardır düsturu ile hareket etmiştir.

AB’nin veya ABD’nin tepkisi ne olur düşüncesi ile hareket edersek hiçbir şey yapamaz hale geliriz.

Türkiye’yi AB’ye almazlarmış. Almasınlar. Hiç önemli değil. Yıllardır yasalarımızda idam yoktu. Aldılar mı?

Kaldı ki, AB ülkelerinin 15 Temmuz’dan sonraki bütün tavırları, tam bir Türkiye düşmanı olduklarını ortaya koymuştur. Bunlarla aynı kazanda olmak intihardır.

***   ***   ***

HDP milletvekillerinin tutuklanması ile başlayan tartışmalar devam ediyor.

İlk birkaç gün içinde uygulamaya karşı çıkarak, HDP lilerin yanında yer alan ve onlara her türlü desteği veren Kılıçdaroğlu, son yaptığı açıklama ile ağız değiştirdi.

Önce “seçimle gelen seçimle gider” şeklinde açıklama yaparak, yargının bu girişimine tamamen karşı çıkan ve HDP lilerin yanında yer alan Kılıçdaroğlu, gelen tepkiler sonucunda olsa gerek, “ben açılan davalara değil, tutuklamalara karşıyım” diyerek önceki açıklamalarını yumuşatma yoluna gitti.

Hatta Kılıçdaroğlu daha da ileri gitti ve “seçilenlerin suç işleme hakkı yoktur, açılan davada ifadeye gitmeme hakkı yoktur” diyerek bu defa HDP karşıtı bir açıklama yaptı.

Kılıçdaroğlu keşke bu tavrını en baştan ortaya koyabilseydi.

Seçimle gelen seçimle gidermiş. Bu kural Türkiye’de ne zaman işledi ki?

Menderes seçimle geldi, idam edildi.

Merhum Erbakan hocamızın yıllarca çekmediği çile kalmadı. Her zaman seçimle geldiği yerlerden gasp yoluyla, zorla, baskıyla, darbeyle uzaklaştırıldı. 4 Partisi kapatıldı, zindanlarda yattı, açılan davaların ardı arkası kesilmedi. 

Şimdiki Cumhurbaşkanımız, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına seçimle geldi. Şiir okuduğu için uyduruk bir yargı kararı ile hapishaneye yollandı, bütün hakları gasp edildi.

Şimdi “seçimle gelen seçimle gider” diyenler, bu açıklamasını o zamanlar da yapsa idi, samimiyetlerine inanırdık. Şimdi bunlara nasıl inanalım?

HDP’ye yönelik bu yargı girişimi geç kalınmış olsa da, doğru bir karardır. Bu konuda da Devlet Bahçeli, yine olumlu bir tavır ortaya koymuştur.

Ülkemizin geleceğini ilgilendiren her üç konuda da; Türkiye’yi, vatanı, milleti düşünerek hareket eden ve olumlu adımlar atan Sayın Devlet Bahçeli’yi candan tebrik ediyorum. Sağlıklı ve mutlu yarınlar efendim.      

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim