• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Konya -3 °C
  • Anayasa Değişiklik Teklifi Yasalaştı! İşte Yeni Kanunun Getirdikleri
  • Sadık müşteriye ayrıcalık geliyor
  • İçişleri'nden valiliklere kritik 'kargo' uyarısı!
  • Anayasa Değişiklik Teklifi Yasalaştı! İşte Yeni Kanunun Getirdikleri
  • Sadık müşteriye ayrıcalık geliyor
  • İçişleri'nden valiliklere kritik 'kargo' uyarısı!

Bahane mi, sebep mi?

Ufuk Karadavut

Yaşadığımız hayatın içerisinde bir yandan oldukça vasat ve sıradan olaylar olurken bir yandan da oldukça ilginç ve anlatılması zor olaylar da yaşanabilmektedir. Bu tür olayların gerçek sebeplerini belki biliriz ama asla söyleyemeyiz. Söylemekten çekiniriz. Gerçek sebebini söylemek bizce nezakete aykırı gelir onun için söyleyemeyiz. Beklide karşımızdakini kırar diye söyleyemeyiz. Ama en kötüsü de karşımızdakini aldatıyorsak söyleyemeyiz. Politik açıdan düşünenler ise bunun politik açıdan doğru olmayacağını düşünebilirler. Her ne sebepten olursa olsun gerçek sebebi bilme hakkımızın olduğunu ya da karşımızdakinin hakkı olduğunu bir türlü düşünmeyiz yada düşünmek istemeyiz.

Şimdi gelelim büyük bir ülke olan Türkiye Cumhuriyeti’ne ve ondan daha büyük bir birlik olan Avrupa Birliği’ne. Avrupa Birliği son yıllarda yoğunluğu artmasına rağmen 1960’lardan beridir Türkiye’nin önüne kendine göre sebepler ileri sürmekte ve üyelik konusunda ciddi bir adım atmamaktadır. Aslında bunu biraz derinlemesine işlediğimizde aslında bunların bir sebep değil bir bahane olduğunu rahatlıkla anlayabiliriz. Neyin bahanesidir ve nende bizlere gerçek sebeplerini söylemiyorlar. Bunu bilemiyoruz. Ama bilmemiz kendi açımızdan faydalı olacaktır.

Bizden istenenleri onların dahi ummadıkları şekilde yerine getirmemize rağmen hala üyelik görüşmelerimizin akıbetinin belirsiz olması kimse belli etmiyor ama herkesi hayal kırıklığına sokmuş durumda. Gerek hükümet yetkilileri, gerek diğer siyasi temsilciler, gerekse de toplumun beklenti içinde olan bütün katmanları benzer şekilde sıkıntıdalar. Her şeyi fazlası ile yapmamıza rağmen denen bizi hala kabullenmiyorlar diye hayıflanıp duruyorlar. Bir kısmı işi biraz daha ileri götürerek hükümetlerin yeterince çalışmadığı gibi safça yada bilinçsizce bir suçlama dahi yapabiliyorlar.

Aslında bize göre ulaşılan bu sonucun aslında şaşırtıcı bir tarafı bulunmuyor. Hayal kırklığına uğrayacak bir şey de göremiyorum. Gelişmeler beklenenin ötesine geçmiyor. Asla da geçemeyecek. AB ülkelerinin tarih boyunca yaptıkları işleri, düşünceleri ve inançlarını iyi bilenlerin şaşırması mümkün değil. Çünkü bizden beklenen kriterlerin yerine getirilmesi değildir. İçlerine almamak için gösterdikleri sebepler aslında birer bahaneden ibaretti. Asla sebep değildir. Şimdi size şu soruyu sormak istiyorum; Neden üyeliğimizi kesin olarak reddetmiyorlar? Neden bugünkü şartların sürmesi halinde üye olamayacağımız ısrarla vurgulanıyor? Bugünkü şartlar nelerdir? İçerikleri neden açıklanmıyor?

Yıllardan beridir ilgiyle izlediğim Prof. Dr. Mahir Kaynak hemen her konuşmasında hatta bıktıracak ölçüde ‘AB’nin bir medeniyet projesi mi, yoksa bir siyasal proje mi olduğunun bilinmesi gereklidir.’ Şeklindeki açıklamalarının burada dikkate alınması gerekiyor. Alacağınız kararları buna göre kolayca şekillendirebilir ve hatta önünüzü görme imkânına kavuşabilirsiniz. Türkiye AB projesini bir ‘Medeniyet Projesi’ olarak algıladı. Ya da böyle algılaması için çeşitli bahaneler-sebep değil- ileri sürüldü. Demokratikleşmenin ülkedeki bütün sorunları çözeceği sanıldı. Ancak bugüne kadar yapılan bütün demokratikleşme ve diğer çalışmaların sonucunun tam bir belirsizlik olduğu anlaşılıyor.

Şu dikkatlerden kaçırıldı. AB aslında tamamen siyasi bir birlikteliktir. Elbette bu siyasi birlikteliğin sonucunda ekonomik bazı kazanımlar olacaktı. Ama amaç bu değildi. ABD ise bu projeyi engellemek yerine kontrol etmeyi tercih etti. Çünkü engellemek isteyince karşısına pek çok gücün çıkacağını biliyordu ve riske girmeden destekledi. Ama kontrolü de elden bırakmadı. Dikkat edilirse özellikle İngiltere ve İtalya ABD yanlısıdır. Birliğin parçalarıdır. Bu ülkeler AB’nin enerji ve hammadde ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri ülkelere doğru genişlemesini engellemek için özel gayret gösteriyorlar. Bunun için Türkiye bir baraj niteliğinde. Aslında dini ya da etnik farklılıklar ülkemiz için ciddi bir sorun teşkil etmiyor. Bunlar AB ve AB’ciler tarafında hedefe ulaşmak için kullanılan bahanelerdir. Bu tür bahaneleri kullanarak ya da deşerek ülke içindeki dikkatler farklı yönlere çekiliyor. Kaynaklar israf ediliyor. Kalkınma ve gelişme yavaşlatılıyor.

Şu konuya kendimizi hazırlamamız gerekiyor; Türkiye’nin yeni yapılanmadaki konumu ne olacaktır. Bizim için biçilen elbiseyi severek ve isteyerek giyecek miyiz. Yoksa direnecek miyiz. AB’nin ve AB’cilerin bizimle oynamasına ve geleceğimizle ilgili ciddi kararlar almalarına daha ne zamana kadar izin vereceğiz. Artık bahanelere kulağımızı kapatıp kendimizi dinlemenin zamanı gelmedi mi?

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim