• BIST 89.809
  • Altın 145,306
  • Dolar 3,6167
  • Euro 3,9083
  • Konya 2 °C
  • TŞOF Başkanı Apaydın: Sahte plaka satan internet sitelerine erişim yasaklandı
  • FETÖ elebaşısı Gülen hakkında yokluğunda tutuklama kararı
  • Terörü destekleyen sözleşmeli personelin işine son verilecek
  • TŞOF Başkanı Apaydın: Sahte plaka satan internet sitelerine erişim yasaklandı
  • FETÖ elebaşısı Gülen hakkında yokluğunda tutuklama kararı
  • Terörü destekleyen sözleşmeli personelin işine son verilecek

Attila İlhan

Zeki Oğuz
"elinin arkasında güneş duruyordu aylardan kasımdı üşüyorduk ağacın biri bulvarda ölüyordu şehrin camları kaygısız gülüyordu her köşe başında öpüşüyorduk" 1960'lı yıllar.Sanat okulunun birinci sınıfındayım. Ne bulursam keyifli okuyorum. Param olmadığı için seçme şansım yok. Bu yüzden ne bulursam okumak zorundayım. Çizgi romanlar, ucuz gazeteler, ucuz kitaplar. Dedem, dersime çalışmadığım için kızdıkça ders kitaplarının arasına saklayarak okuyoruz çizgi romanları. Ertesi yıl yaptığım bir keşif daha kaliteli kitaplara yönlendiriyor beni.Gazi Lisesinin karşısındaki eski kitapçıya dadanıyorum. Akbaba'nın, Hayat'ın eski sayılarıyla tanışıyorum. Rus, Fransız klasikleri çıkıyor önüme. Panait Istrati gönlümde taht kuruyor. "Arkadaş"ını defalarca okuyorum. Sonraki günler şiir çıkıyor önüme sonra Hintli Tagor. Bir Hint destanı "Ramayana" allak bullak ediyor körpe beynimi. Onu nerede bulup okuduğumu bugün gibi hatırlıyorum. Akrabamız Silleli bir hocaya konuk gitmiştik. Büyükler söyleşirken ben hocanın binlerce kitaptan oluşan kütüphanesini keşfe çalışıyordum. Elimi uzattığım ilk kitap "Ramayana" olmuştu ve büyüklerimiz "Haydi gidiyoruz" deyinceye kadar ben kitabı bitirmiştim.O eski kitapçıda şairler çıkıyor yolumun üzerine. Fransız şairlerden sonra Karacaoğlan'ı, Yunus Emre'yi ve Pir Sultan Abdal'ı keşfediyordum. O yılların modası asker parkamın cebinden hiç eksik etmiyorum Pir Sultan Abdal'ın şiirlerini. Kimi zaman anama okuyorum, o ağlıyor, neden ağladığını bilmiyorum, soramıyorum da. Pirin menkıbeleri çok hoşuma gidiyor anamın.Nazım'ı tanıyorum sonra. Orhan Veli'yi, Turgut Uyar'ı, Edip Cansever'i, Cemal Süreya'yı. Şiir denemeleri yapıyorum. O Papirüs'ü çıkarıyor. "Döne" diye bir şiirimi veriyorum ona. Çok hoşuna gidiyor. Lirik, gerçekçi bir şiir. Çok hoşuna gidiyor. "Bunu mutlaka yayınlayacağım" diyor ama o ay kapanıyor Papirüs. O şiir tek nüshaydı ve fotokopi diye bir alet yoktu o yıllar.Attila İlhan'ı keşfediyorum o ara Kurtlar Sofrası, Aynanın İçindekiler, Hangi Sol, Hangi Seks ve şiir kitapları Duvar, Sisler Bulvarı. Her şiiri çarpıyor, sarsıyor insanı. Cumhuriyet Gazetesi’ni aldığımda ilkin onun köşesini okuyorum. Tam bir cumhuriyet aydını. Ulusalcı, devrimci, kökenini inkar etmeyen bir aydın.Eğitimci dost Zeki Beştepe'nin oluşturduğu Çağdaş Sanat Evi’ndeki şiir akşamlarını unutamıyorum. Şiir- Sanat dostları buluşurduk. En çok Attila İlhan'ın şiirleri okunurdu o gecelerde. Onun şiirlerinin dillendirilmediği bir akşamı hatırlamıyorum. Emine Beştepe, Hüsnü Bozkurt ne güzel okurlardı onun şiirlerini. Kimi insanların ölümsüzlüğüne inanırım. Attila İlhan da onlardan biri.Bu satırları yazarken bir Attila İlhan şiiri çınlıyor kulaklarımda ."akşam olurmektuplar hasretlik söylerzagrep radyosu'nda lili marlen türküsüsiperden sipere ateş tokuşturanlarkaranlıkta dem çekenishak kuşu"
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim