• BIST 83.067
  • Altın 146,627
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Konya 1 °C
  • İçişleri'nden valiliklere kritik 'kargo' uyarısı!
  • Hakan Şükür'ün istifa mektubunu bakın kim yazmış!
  • FETÖ'nün yeni rüyası! Bu kez iyice uçtular
  • İçişleri'nden valiliklere kritik 'kargo' uyarısı!
  • Hakan Şükür'ün istifa mektubunu bakın kim yazmış!
  • FETÖ'nün yeni rüyası! Bu kez iyice uçtular

Atlamasını Bilmek

Ufuk Karadavut

Bilim adamları pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini fark ederler. Birkaçını toplayıp 30 cm yüksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar. Metal olan zemin yavaş yavaş ısıtılır. Sıcaklık arttıkça pirelerde rahatsız olmaya başlarlar. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışırlar. Ama başları tavandaki cama çarpar ve düşerler.  Zeminde sıcak olduğu için tekrar zıplarlar, ama tekrar başlarını cama vururlar. Pireler camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorlanırlar. Defalarca başlarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden daha fazla zıplamamayı öğrenirler. Artık hepsinin 30 cm yüksekliğe kadar zıpladıklarını gören bilim adamları deneyin ikinci aşamasına geçerler. Tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır. Bütün pireler aynı yüksekliğe yani 30 cm yüksekliğe zıplamaya başlarlar. Aslında üzerlerinde bir engel yoktur, isteseler daha yükseğe rahatlıkla zıplayabilirler. Ama aralarından hiç biri buna cesaret dahi edemez.

Kafalarını cama vura vura öğrendikleri bu sınırlayıcı hayat dersine sadık kalarak yaşamaya devam ederler. Pirelerin kaçma imkânları olmasına rağmen asla kaçmazlar, kaçamazlar. Sebebine gelince; artık engel onların kafalarının içindedir. Onları sınırlayan artık dış etken değil kafalarının içindeki iç engeldir. Buradaki ‘30 cm’den daha yükseğe zıplanamaz’ düşüncesi beyinlerinin en derin ve değişmez yerine işlemiştir.

Bu deney canlıların başaramayacaklarını nasıl öğrendiklerini açık ve güzel bir şekilde göstermektedir. Bu, pirelerin yaşadıklarına ‘Cam tavan sendromu’ denmiştir. Bir insanın gelebileceğine inandığı en üst nokta, onun cam tavanıdır. Cam tavanı hayallerinin yüksekliğini göstermektedir. İnsan inandığıdır. İnandığı kadar insan ve inandığı kadar özgürdür. Yapabilecekleri de aynı zamanda inandıkları kadardır.

Buradan şuna gelmek istiyorum. Elimde Kamu-Sen Araştırma ve Geliştirme Merkezi tarafından dış ticaret açığı üzerine yapılan bir rapor var. İncelerken aklıma birden bu hikâye geldi. Rapora göre; 1996 yılından 2006 yılının ekim ayına kadar geçen yaklaşık 11 yıllık sürede dış ticaret rakamlarının Gümrük Birliği anlaşması uygulanmadan önceki 11 yıllık dönemle karşılaştırması yapılmış. Araştırmaya göre, Gümrük Birliği yürürlüğe girdiği tarihten itibaren elde edilen rakamlar durumun oldukça vahim olduğunu gösteriyor. Gümrük Birliği öncesi 1985-1995 yılları arasında toplam dış ticaret hacmi 366 607 950 000 $ iken, sonraki 11 yılda 1 134 136 838 000 $’ yükselmiştir.  Ancak dış ticaret açığı da 76 114 230 000 $’dan 263 361 606 000 $’a yükselmiştir. Dış ticaret hacminde görülen % 209.3 oranındaki artışın yanında dış ticaret açığı % 246 oranında artmıştır. Buna göre, dış ticaret açığı 1985–1995 yılları arasında ortalama yıllık 6.919 milyar dolar iken, 1996–2006 yılları arasında ortalama yıllık 23.942 milyar dolara ulaşmıştır. Bu anlaşma tam olarak yürürlüğe girdiğinde canlı hayvan, et ve et ürünleri ile tarım ürünleri ithalatına koymakta olduğumuz kotalarında kalkacağı düşünüldüğünde, Gümrük Birliği’nin önümüzdeki yıllarda ülkemize maliyeti daha da artacağı görülmektedir. Geçtiğimiz yıl Türk Telekom’un % 55 hissesinin 6.5 milyar dolara satıldığı düşünülürse, ülkemiz her yıl dış ticaret açığından dolayı 3.5 Türk Telekom karşılığı para kaybetmektedir. Son 11 yılda ise 39 adet Türk Telekom parası etmiştir. Bu süre zarfında Türkiye adeta ithal malların cenneti haline gelmiştir. Yerli malı kullanımı bilinci adeta yok olma süreci yaşamıştır.

Özellikle küreselleşmenin etkisi ile ülkemizde milli bilinç sistemli ve planlı bir şekilde yok edilmektedir. Milli bilinç konusunda bir duyarsızlık ülkemizin hemen her katmanına hâkim olmuş durumdadır. İnsanlarımızın bu şekilde umursamaz tavırları ülkemiz geleceği için umut verici gözükmemektedir.

Bu millet her zaman meydanlarda kazanmış ama masa başlarında kaybetmiştir. Bunun en önemli sebebi de atlamasını bilmemekten geçiyor. Atlamasını öğrenmemiz gerekiyor. Birileri ne hikmetse bizim kafalarımızda sınırlar oluşturuyor. Daha sonra da ‘Bizden adam olmaz’ gibi zavallı düşüncelere sahip olarak gerçekten zamanla zavallılaşmamızı sağlıyor. Hâlbuki atalarımızın yaptıkları bellidir. Bunu kimse inkâr edemez. Görmezden gelemez. Büyük bir milletin torunları olarak daha büyük işler yapabilecek karaktere ve bilgiye sahibiz. Ancak önce kafamızdaki sınırları aşarak atlamasını öğrenmemiz gerekmektedir. Unutmayın; Küçük şeyler düşünerek küçük işler yapmaya çalışan insanlar da küçük insanlardır. Büyük işler düşünüp büyük işler yapanlarda büyük insanlar sınıfına girebilir. Hani bilinen bir söz vardır; Küçük kafalar kişileri, orta kafalar olayları büyük kafalar ise fikirleri konuşur diye. Bizler fikirleri konuşan insanlar olmaya layığız.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim