• BIST 106.926
  • Altın 151,429
  • Dolar 3,6718
  • Euro 4,3287
  • Konya 9 °C
  • Ağbal: Taşeronlarla ilgili düzenleme yıl sonuna kadar Meclise gelecek
  • "FETÖ'ye himmet" davası:Mahmut Sami Boydak savunma yaptı
  • Gülerce: Gülen ya ihtihar edecek ya suikasta uğrayacak
  • Ağbal: Taşeronlarla ilgili düzenleme yıl sonuna kadar Meclise gelecek
  • "FETÖ'ye himmet" davası:Mahmut Sami Boydak savunma yaptı
  • Gülerce: Gülen ya ihtihar edecek ya suikasta uğrayacak

Aşure

Ramazan Altıntaş

Çoklukta birliğin sembolü: Aşure


İslam tarihinde Hz. Peygamber’in Mekke’den Medine’ye hicreti, bir dönüm noktası olmuştur. Bu maksatla Hz. Ömer’in halifeliği döneminde hicret, tarih başı kabul edilmiştir. Bu nedenle, 1 Muharrem hicrî takvimin başlangıcıdır.

Muharrem ayının 10. günü tüm İslam âleminde ‘aşure’ günü olarak benimsenir. Bugüne anlam veren ve o günün değerini artıran unsurların başında, aşure ile ilgili Kur’an ve sünnette bahsedilmiş olması gelir.

Ayrıca, Muharrem ayının onuncu gününün Müslümanlar nezdinde faziletli kabul edilmesinin temel sebepleri arasında, Allah’ın muharrem ayının onuncu günü, 10 peygambere on ayrı keramet ihsan ettiğine dair rivayetler yer alır.

Aşure günü dolayısıyla bütün bir dünyada Müslümanlar, sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın bir gereği olarak on çeşit üründen oluşan aşure tatlısı yaparak yoksullara ve komşulara dağıtırlar. Hiç şüphesiz karşılıksız ve sırf Allah’ı razı etmek adına hasbi olarak yapılan bu davranışlar, insanlar arası ilişkilerin güçlenmesine, hoşgörü kültürünün yaygınlaştırılmasına, yardımlaşma duygularının yaşatılmasına, kardeşlik ve sevgi bağlarının büyütülmesine katkıda bulunur. Zaten, sembolik anlamda aşure tatlısı, çoklukta birlik düşüncesini ifade eder.

Bilindiği gibi tarihte Muharrem ayı ve aşure günü, sadece Müslümanlar tarafından değil, tâ câhiliye döneminde müşrikler tarafından da kutsal bir ay ve gün olarak kabul edilirdi. Hatta aşure günü anısına müşrikler oruç tutarlardı. İslam’ın Mekke döneminde Hz. Peygamberin de bu orucu tuttuğuna dair rivayetler vardır. Ayrıca Muharrem ayı ve aşure günü Ehl-i kitap olan Yahudi ve Hıristiyanlar tarafından da kutsal kabul edilmiştir. Hz. Peygamber Mekke’den Medine’ye hicret edince bu orucu tutmuşlar ve Müslümanlara da tavsiye etmişlerdir. Bu konuda hadis külliyatımızda birçok rivayet vardır.

Hicretin 2. yılı Ramazan orucu farz kılınınca Hz. Peygamber: “Aşure orucunu isteyen tutar, isteyen terk eder” buyurmuşlardır. Bu tarihten itibaren Ehl-i kitaba muhalefet etmek için Müslümanlar bu orucu, ya Muharremin 9. ve 10. günleri veyahut da 10. ve 11. günleri tutarlar. Öyleyse biz de sünnet olan bu orucu tutmalıyız. Çocuklarımıza bu günün önemini ve değerini anlatmalıyız. Zaten Anadolu’da Sünni, Alevi, Caferi bütün Müslümanlar bu oruca büyük değer verirler; hem oruç tutarlar ve hem de aşure tatlısı yaparak ikramda bulunurlar. Son zamanlarda büyük şehirlerimizde devlet erkânının da yakın ilgi göstermesiyle aşure günü birlik, kardeşlik adına kutlanmaya başlanmıştır. Bütün sivil toplum kuruluşları şehirlerin farklı yerlerinde halkımıza aşure tatlısı ikram etmektedirler. Bu güzel geleneğin nesilden nesile taşınması ve canlı bir şekilde yaşatılması gerekir. Çünkü bizi millet yapan, bizi kaynaştıran ve birliktelik hamurumuzun mayası, çimentosu işte bu paha biçilmez dini değerlerimizdir.

Öte yandan, İslam âleminde Muharrem ayı denildiği zaman Müslümanları eleme boğan Kerbelâ faciası akla gelir. Hicri 61. yılda Muharrem ayının 10. günü Hz. Peygamber Efendimizin cennet gençlerinin efendisi diye nitelendirdiği Hz. Hüseyin (a.s) 55 yaşındayken Kerbelada ailesinden ve Âl-i abadan büyük bir grupla aç susuz bırakılarak hunharca şehit edilmiştir. Dünya Müslümanları bu olaydan büyük üzüntü duymuşlar ve hala da duymaktayız.

Bir nevi Kerbela olayı, Muharrem ayının maneviyatı üzerine acılar ekmiştir. Bütün Müslümanlar olarak tarihin bu şekilde tekerrür etmemesi için çaba harcanmalı, bugünü ‘yas günü’ ilan etmenin yerine, geleceğe dair güzel duygular beslemeli ve hayırlı işlerin adımları atılmalıdır.

Hz. Hüseyin (a.s)’ın şehit edildiği günün anısına düzenlenen merasimlerde, Şii Müslümanların yaptığı gibi bedene zarar verilmemeli, bugünler, folklorik bir kutlama törenine de dönüştürülmemelidir.

Bugün emperyalist güçler İslam dünyasının her tarafında etnik ve mezhepsel farklılıklar üzerinden Müslümanlara yeni Kerbelalar yaşatmak istemektedirler. Müslümanlar Sünni’siyle, Caferisiyle, Alevisiyle vb. bu tuzakların farkında olmalıdır.

Çare, “hergün aşure, her yer kerbelâ” duyarlılığını korumaktır. İşte muharrem ayı ve bu ayda cereyan eden Kerbela faciası bizlere birlik ve dirlik ruhunu kazandırmak, kardeşlik ve hoşgörü kültürünü geliştirmek için vardır.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim