• BIST 82.300
  • Altın 148,344
  • Dolar 3,8298
  • Euro 4,0711
  • Konya -3 °C
  • Başbakan canlı yayında açıkladı: 'MHP'li bakan olabilir'
  • Reina dolandırıcılığında 185 bin liralık vurgun
  • AÖF’te devrim gibi uygulama!
  • Başbakan canlı yayında açıkladı: 'MHP'li bakan olabilir'
  • Reina dolandırıcılığında 185 bin liralık vurgun
  • AÖF’te devrim gibi uygulama!

Aşkı Google’de Aramak

Mustafa Yiğit
Hayat bir şikayetler silsilesi. Herkes bir şeyden şikayetçi. Pahalılık, işsizlik, aşsızlık. Asıl şikayet konusu olması gerekense, hiç kimsenin gündeminde değil. “İki gönül bir olduğunda samanlığın seyran olduğu masalına sende mi inanıyorsun” diyerek alaylı bir ifadeyle geçiştiriliyor. Ben bütün bu alaylı tebessümlere rağmen teşhisi koyuyorum: Asıl meselemiz; Aşksızlık. "İkbal ve Rumi" adlı eseri elime aldığımda ilk aklıma gelen buydu. 'aşksızlığımız.' Aşka aç bir dünyaya sürüklenirken aşkın iki büyük şairinin isminin geçmesi bizi heyecanlandırmalı diye düşünüyorum. Heyecanlanmıyorsak, aşık olamıyoruz demektir. Heyecansızlığımız aşksızlığımızı büyütmekte, heyecansızlığımız kalplerimizi çölleştirmekte..

Bu muhteşem kitap, 1952'de La Turqie basım evi tarafından neşredilmiş. Pakistan sefirinin önsözüyle yayınlanmış. Kitabın yapraklarının bir kısmı fareler tarafından yırtılmış ama hala o derin kitap kokusunu duyabiliyorsunuz. Kokular çeşitlidir, en güzeli de miski amberdir denir, ancak ben kitap kokusunu, başka hiçbir kokuya değişmem. Matbaadan yeni çıkmış bir kitaptan bahsetmiyorum, şehrin en ücra yerinde mekan tutmuş iki metrekarelik bir sahafın raflarında tozlanmış bir kitaptan bahsediyorum. Kim bilir benden önce kaç kitap tutkunu onun sayfalarında yeni dünyalar kurdu. Gecelerce uykusuz kalma pahasına, onu mum ışığında kısık gözlerle okudu. Kim bilir hangi aşık, bu kitabın satır aralarında yakaladığı sevgi sözlerini sevdiğine defalarca ve aşkla haykırdı.

Bu nedenledir ki, yeni basılmış kitapları o kadar sevmiyorum desem yalan olmaz. Yeni şeyler söylediklerinden değil. Eski kitaplar gibi "kitap" kokmadıklarından bir türlü ısınamıyorum onlara. ‘İkbal ve Rumi'nin alt ve üst köşelerinde doğunun bu iki büyük söz ustasının resmi var. Aslında hem doğuya hem batıya bakıyorlar ve aşkı kelimelerin en güzeliyle ifade ediyorlar. \'Ben aşkı olmayan kişinin insanlığını inkar ederim.\' diyor Mevlana ve İkbal devam ediyor \'Bir Müslüman aşık değilse 'kafirdir.'.. Sanki bütün bu yaşadıklarımızı görüyorlarmış gibi, neden bunca zamandır aşksız yaşamaktasınız, kalpleriniz bu kadar mı katılaştı diyorlar adeta.. Yüreklerimiz bu kadar uzak mı sevgiye?

Sevgiliye şiir okumak, güzel sözler sarf etmek, onun geçtiği sokaklardan geçmek, onun dizlerinde ağlamak. Bir sevgilinin varlığıyla varolmak. Aşk ile alemi hâlk eden ve Resulüne "habibim" diye hitap eden yaratıcının sünnetiyle yaşamak. Aşkla vecde gelmiş, aşk olmasaydı hayat olmazdı diyen iki ustanın mısralarında sevgiyi, sevgiliyi aramak. “Google”de aşkı arayanların dünyasından sıyrılmak.

‘ikbal ve Rumi’yi okuduktan sonra aşkın aklımı başımdan alması için dua ettim. Şuursuzca aşkı yaşamak, aşkın girdabına kapılıp gitmek, bunu hiç bu kadar arzulamamıştım. Neden aşık olamıyorum, neden aşık olamıyoruz? Bunun en önemli nedeni maddi ilişkiler içinde boğuluyor oluşumuz mu? Tek gerçeğin bir başarıya imza atmak olduğunu düşünmemiz mi? Hırslarımız, dünyalık işlerimiz mi? Ya da aşkın mağlubiyetini tatmak istemeyişimiz mi? Acı çekmekten korkmak, aşk acısıyla yanmaktan korkmak.. Bu kadar çok mu korkuyoruz aşktan. Ya da bu kadar az mı umursuyoruz aşkı..

İki kutup yıldızı.. İkbal ve Rumi.. Sahi Rumi’yi ne kadarımız anlayabiliyor? İkbal’i ne kadarımız tanıyor? Çoğumuz diyecektir ki, Mesnevi benim kütüphanemde var. Hatta iki ayrı baskısı var, biri ciltli. Gerçekten Mesnevi pek çok okuyucunun kütüphanesini süsler. Ama şunu da biliyorum ki, Mesnevinin ilk sayfalarını okuyup bu kitap bitmez diyerek Mevlana’yı birkaç beyitte bitirenler var. Yine İkbal’in en meşhur eseri olan Cavitname’sinden çoğumuzun haberi bile yok.

Aşkı bilmek, aşkı anlayabilmek.. Bütün ömrü bu uğurda harcamak. Bu İki şairi “büyük” yapan en önemli saik. Etrafımıza baktığımız da gördüğümüz ne peki? Günümüzde kendini ‘büyük’ yazar olarak adlandıranların, kitapları piyasaya çıkmadan satanların, daha çok cinselliği ele alması, bireysel hedonizm gibi konuları işlemesi ve bunların gerçekten rağbet görmesi. İkili ilişkilerin bir çıkar ve karşılıkla menfaate dayandığı tezine varılması, ya da vardırılmak istenmesi. Bilinçli bir şekilde bunun körüklenmesi.

Aşkı arkaik bir duygu olarak görenlerin prim yaptığı bir dünyada yaşmak. Belki çekilmez olan bu. Onlar aşka, medeniyetine inanmıyorlar. İşte aşka inanmayan ve aşkla yaşamayan bir toplum haline gelmek asıl korkmamız gereken şey de bu. Sevgiyi, aşkı, bir marazi durum olarak algılamak. Realizm uğruna, romantizmi öldürmek. Aşkı ölüme mahkum etmek, asıl marazi olan bu. Buna sadece aşk olsun! denilip geçilebilir mi?



Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim