• BIST 81.712
  • Altın 147,398
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • Konya 0 °C
  • Sürücülere kötü haber: Yüzde 30 zam geliyor
  • CHP'liler erken seçim ipine sarıldı
  • FETÖ’ye bağlılık ‘narkoz testi’nde
  • Sürücülere kötü haber: Yüzde 30 zam geliyor
  • CHP'liler erken seçim ipine sarıldı
  • FETÖ’ye bağlılık ‘narkoz testi’nde

Artık korkmanıza gerek kalmadı-3

Ufuk Karadavut
Artık korkmanıza gerek kalmadı-3

GDO’lu ürünler konuşulurken, bu ürünlerin çevresel etkileri maalesef göz ardı edilmekte veya dikkate alınmamaktadır. Oysa çevrede yaşanacak olan her türlü olumsuzluk o çevrede yaşayan canlıları doğrudan etkileyecektir. Bu nedenle çevrede yaşanabilecek olumsuzlukları daha yakından incelemek ve değişiklikleri izlemek gereklidir. Genetiği değiştirilmiş organizmalar hemen her alanda sorun oluşturduğu gibi çevre alanında da ciddi tehditler oluşturmaktadır. Ekolojik dengenin tahrip edilerek bozulmasının hızlanması ve canlıların biyolojik ve fizyolojik özellikleri üzerinde olumsuz etkilerin oluşması beklenmektedir.
GDO’lu bitkilerin yetiştirildikleri topraklar üzerinde ne tür etki yapacakları tam olarak bilinmemekle birlikte beklenen olumlu sonucun olmayacağı yönündedir. Özellikle GDO’lu bitkilerin kalıntıları içerdikleri toksik maddeleri toprağa bırakacaklardır. Toprağa bırakılan bu maddeler yağış veya sulama ile yer altı sularına karışabilir. Bu durumda toksik maddelerin daha geniş kesimleri etkilemesi beklenebilir. Daha tehlikeli olan ise toksinlerin diğer canlıların besin zincirine girerek canlıların yapılarını değiştirmesidir. Toksinlerin toprakta ne kadar süre ile kaldıkları, nasıl yok oldukları ya da nasıl yok edilecekleri konusunda elimizde hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Bilgi edinmek için yeterli zamanımızda yoktur. Bu nedenle azami dikkati göstermek gerekmektedir. Bu toksinlerin korkulan bir diğer etkileri de yetiştirilen ürünün bırakmış olduğu olumsuz etkinin kendisinden sonra gelen bitkiyi nasıl etkileyeceğidir. Geçen yazımızda belirttiğimiz gibi GDO’lu bitkiler genel olarak “yok etme” düşüncesi ile geliştirilmişlerdir. Daha açık bir ifade ile yabancı otları, hastalıkları ve zararlıları öldürücü etkileri bulunmaktadır. Bu özelliklere sahip bitkilerin toprağa ve aynı toprakta yetiştirilecek olan bitkilere nasıl etki yaptığını bilmek gereklidir. Ama bunu şu an görme şansımız yok. Gördüğümüz zamanda ne halde olacağımızı düşünmek dahi istemiyorum.
Yok edici özelliği olan bitkilerin bitki tür ve çeşitliliği üzerine de olumsuz etkiler yapacağı tahmin edilmektedir. Özellikle genelde canlılar ve özelde de insanlar için faydalı olan türlerin yok olması gelecek açısından ciddi tehditler oluşturmaktadır. Yararlı bitki topluluklarının yok olması yanında birde zararlı yeni bitki topluluklarının gelişmesi üstesinden gelinemeyecek zararları beraberinde getirecektir. Bu yalnızca bitkiler için değil aynı zamanda yararlı böcekler için de geçerlidir. Bitkilerde tozlanmanın sağlanması için olmazsa olmaz şartlarından olan böceklerin olmadığını bir düşünsenize. Bence düşünmeyin bile. Çünkü tozlanma diye bir şey artık istenen seviyede asla olmaz. Bu ise ürün rekoltesinde tahmin dahi edilemeyecek düşüşlere neden olacaktır. Rekoltenin düşmesi ise açlık için bizlere dayatılan GDO’lardan daha tehlikeli sonuçları beraberinde getirecektir.
Yeni tip ürünler yeni tip hastalık ve zararlıları oluşturacaktır. Bunlar ise yeni sorunlar demektir. Günümüzde yaşadığımız sorunlarla yılların vermiş olduğu bilgi birikimi ile baş edebiliyoruz. Ama yeni sorunlarla baş edebilmek için maalesef yeterli bilgi birikimimiz yok. Üstelik oluşabilecek yeni bakterilerin, virüslerin ya da mantarların yalnızca o bitkilere mi etki yapacağı, yoksa diğer bitki ve canlılara hatta insanlara nasıl etki yapacağını bilemiyoruz.
Bu konuda bir diğer korkulan da özellikle yabancı otlarla ya da zararlılarla mücadele yapılırken başarı şansının azalmasıdır. Özellikle GDO’lu bitkilerde bulunan dayanıklılık genlerinin kısmen de olsa yabancı otlara ya da zararlılara geçmesi ile bunlarla mücadele şansımızda kalmayacaktır. Genetik ile çalışan araştırmacılar tarafından çok iyi bilinen bir gerçek vardır. Bu da; bitkilerin bazı türlerinde yabani kökenliler ile gen aktarımı yapabildikleridir. Bu dikkate alındında korktuğumuzun başımıza gelmesini engelleyecek bir şeyin olmadığı görülüyor.
Bütün bu tahmin edilen ve beklenen tehlikelerin yanında beklenmeyen tehditlerde olabilir. Ekolojik yapı çok karmaşık ve iç içe girmiş bir yapıdadır. Bu yapı içinde yer alan bir unsurda oluşabilecek değişiklik bütün yapıyı etkileyecektir. Bu nedenle ekolojide beklenmeyen ya da tahmin edilmeyen değişikliklere de hazır olmak gereklidir.
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim