• BIST 109.058
  • Altın 151,093
  • Dolar 3,6599
  • Euro 4,3238
  • Konya 21 °C
  • Eski SÜ Öğretim Üyesi FETÖ'nün sözde bölge sorumlusunun "Adil Öksüz" korkusu
  • FETÖ zanlısı hakim ve savcılar sık sık adliyede toplanmış
  • FETÖ Malatya'da 70 "gaybubet" evi oluşturmuş
  • Eski SÜ Öğretim Üyesi FETÖ'nün sözde bölge sorumlusunun "Adil Öksüz" korkusu
  • FETÖ zanlısı hakim ve savcılar sık sık adliyede toplanmış
  • FETÖ Malatya'da 70 "gaybubet" evi oluşturmuş

Anne Babaların Esareti

Haşim Akın

Peygamber efendimiz (SAV) bir gün ashabıyla Mescid-i Nebevide oturmaktadır. Dışarıdan beyaz elbiseli, üzerinde yolculuk alametleri olmayan ve Medine'de hiç kimsenin tanımadığı bir adam girer. Dizini Peygamber’in (SAV) dizine dayar ve ona bazı soruları olduğunu söyler. İman nedir? İslam nedir? İhsan nedir? Diye sorar. Son soru olarak da kıyametin zamanını sorar. Allah resulü: “Bu konuda soru sorulan, sorandan daha çok şey bilmiyor.” diye maniler bir cevap verir. Gelen yabancı “Öyleyse Kıyametin alametleri nedir?” diye sorar. Burada kıyamet alameti olarak ilki madde zikredilir.  Bunlardan birisi “Kadınların, kendisine köle olacağı çocukları doğurmasıdır.” der              

                Bugün çocuklar, çocuk olarak doğmuyor. Onlar anne-babasının “paşası, aşkı, bir tanesi, prensesi…” hiç birisi çocuk değil. “Oğlum! Kızım!” diye hitap edilmediler. Böyle büyüdüler, böyle yaşamak üzere kodlandılar. Çocukluğunda evinde prenses diye tanınan bir kız nasıl olsun da iş yapsın? Zorluklara nasıl göğüs gersin? Zira o, emrinde birçok hizmetçinin olacağı bir prenses olarak dünyaya geldi ve ona göre hazırlandı. Eskiden kızlar melek olurdu. Melek gibi uysal bir ahlakı olsun istenirdi. Erkekler “aslan” gibi büyürdü, çünkü savaş meydanları onları beklerdi. Ama hepsi çok değişti. Emir almak yerine emir vermeye hazır bir nesil yetişti. Her ev prens ve prenseslerle dolu... Böyle olunca da evlilikle beraber taht kavgası başlayacak.

Bu doyumsuzluk, her alanı kapladı. Kıyafet beğenmeyen, ihtiyaç yerine markaya odaklı bir nesil yetişti. Bencillik hat safhaya çıktı. Bu sıkıntıları sadece otobüste, sokakta veya okulda yaşamıyoruz. Asıl sorun evlerde yaşanmaktadır. Bu satırları okuyan her şahsın buna ait yaşamları veya gözlemleri vardır.

                Hadisi şerifte bahsedilen o meş’um zamanı yaşıyor olmalıyız. Okula her gün onlarca veli gelir ve kendi arzusunun hilafına olmasına rağmen, sırf çocuğunun baskısıyla yönlendirilmiş talepleri iletirler. “Aslında hocam ben burada okumasını istiyorum…  Ama ona söz dinletemiyorum… Gerçekte ben de biliyorum ama… Ah işte…” Ne istediğini tam olarak bilemeyen, bunu ifadeden aciz ve anne babasını peşine takıp gelmiş garabet bir nesille karşılaşıyoruz. Okulda okuduğu Kur’an-ı Kerim’den ve duyduğu birkaç dini nasihatten rahatsız olan ve bunun için bunların olmadığı her yere razı öğrencileri görmek üzüyor. Başörtülü ama bu okulda kızların başörtüsünü sorun gören anneleri görmek, insanı çıldırtıyor.

Bir vesileyle yolu düşenler, özel çağrılıp gelenler, şikâyet için yolunu düşürenler… Hepsi de aynı kanaatte buluşuyor. Aslında istediği öyle değil. Hatta beklediği hiç değil. Önce “Benim çocuğum mu? Asla bunu yapamaz! Ben onu çok iyi tanırım…” diye başlayan sonraları gittikçe kızaran yüzler bilirim. Sonunda “Aslında bunu biz yaptık, bu hale biz getirdik…” itirafları sıraya dizilir. Veya “Hep annesi / babası şımarttı…” suçlamaları, acı bir gülümsemeyle konar yüzünüze…

Bu satırları okuyan kimi dostların “Bunda öğretmenlerin hiç mi suçu yok?” dediğini duyar gibiyim. Elbette suçun tamamını bir tarafa yıkmak insaflı olunmaz. Lakin bebekliğinden itibaren “yok” diye bir kelimeye alışık olmayan nesle, siz öğretmenler olarak neyi kabullendireceksiniz.

Biz bugün bu sorunu okulda yaşıyoruz. Ama birkaç yıl sonra bu sorunlar yeni yuvalarda yaşanacak. Orada bizim kadar müsamahakâr olunmayacak. Nereden mi biliyorum? Boşanma davalarındaki artış bunun en güzel ispatı değil mi?

Bir yerde değil birçok yerde hata yaptığımız kesin. Önce bu çocuklara “çocuk” olmayı öğretmek lazım... Anne babalarının kırk- elli yıldır biriktirdiği tecrübelerin boşuna olmayacağını, dünyanın kendi baktıkları küçük delikten daha büyük olduğunu kavratmak lazım. Onlara değer verirken, öz güven aşılarken, özgürlük alanı tanırken; sınırların olduğunu ve burada durulması gereken noktaların bulunduğunun idrakini vermek gerekir.

Yoksa anne babasını köle almış bir nesil, her yeri kaplayacak. Allah muhafaza. 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim