• BIST 82.270
  • Altın 147,180
  • Dolar 3,7763
  • Euro 4,0329
  • Konya -3 °C
  • Himmet toplantısı 'havuz' himmet parası 'tereyağı'
  • 'Akaryakıt fiyatlarındaki hızlı artışın sebebi...'
  • Raid Salah serbest bırakıldı
  • Himmet toplantısı 'havuz' himmet parası 'tereyağı'
  • 'Akaryakıt fiyatlarındaki hızlı artışın sebebi...'
  • Raid Salah serbest bırakıldı

Alışılmışın Dışına Çıkmak

Ufuk Karadavut

Türkiye içinde bulunduğu şartlar dikkate alındığında oldukça önemli bir konuma sahip. Ancak konumu itibariyle yapması gereken ya da beklenenleri yapamadığı görülmektedir. Aslında Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlar, onun alışılmışın dışında işler yapmasına zorlamaktadır. Diğer bir deyişle, önümüze gelen farlı yapı ve içerikteki gelişmelere ışık tutacak yeni ve objektif tespitlere ihtiyacı vardır. Ülkemiz yıllardan beridir Avrupa ve Amerika ülkeleri ile ilişkilerinde hep etkilenen taraf olmuş ve olmasa da devam etmektedir. Siyasi, ekonomik, politik ve hatta askeri konularda dahi etkilenmişiz. Etkilenemeye o kadar alışmışız ki, birileri bir etki yapmadığı takdirde tepki yapamaz olduk. Yapılan her yenişlik, gelişme ya da adına ne derseniz deyin birilerinin dayatması ile olmaktadır. Bu ülkenin insanlarının şuna ihtiyacı var denilerek yenilik yapılmamakta, aksine birileri sizin halkınızın şuna ihtiyacı var dedikleri ve bunu dayattıkları için yapılmaktadır. 

1999 yılında ABD başkanı Clinton TBMM’de yaptığı konuşmada Türkiye için yeni olan bir tabir kullandı; ‘Stratejik Ortak’. Türkiye ABD’ye göre bir stratejik ortaktı. Tabii içeriğini onların belirlediği, her zaman değiştirebilecekleri oldukça esnek bir ortaklık. Bu tabiri kullanan insanların tesadüfen böyle bir şeyi söylediklerini zannetmiyorum.  Çünkü ABD’nin milli politikaları bu tür konuları izler ve değerlendirirken bütün ileri teknolojinin imkânlarını kullanarak elde ettiği bilgiler, tespitleri ve tahlilleri bir araya getirmekte ve sonucun göre bir hüküm çıkarmaktadır.  Ancak, her ne kadar stratejik ortak olsak ta Türkiye-ABD ilişkilerinin istenilen derinliğe ulaşmadığı görülmektedir. ABD’nin İngiltere, İsrail ya da Kanada ile yapmış olduğu yakınlığı ve samimiyeti Türkiye’ye göstermediği görülmektedir.

Türkiye’nin konumu, tarihi, diğer milletlerle olan kültürel bağları, siyasi ve etnik kargaşanın yaşandığı Ortadoğu bölgesi için ne kadar önemli bir kararlılık merkezi olabileceğini göstermektedir. Bu konuda Türkiye hep yalnız bırakılırken, ABD politikalarının yaşatılmasında destek vermesi için her türlü baskıya maruz kalabilmektedir. ABD ve Avrupa ile ilişkilerde güçlü işbirliği ancak Türkiye’ye saygı duyulması ile olabilir. Türkiye’ye saygı duymayan, hatta Türkiye’nin Lozan Anlaşması ile belirlenen sınırlarını dahi tanımayan ülkelerle ne tür bir strateji izlenebilir. Ya da daha ötesi nasıl bir stratejik ortaklık tesis edilebilir. Yapılan ancak tek taraflı olarak Türkiye’nin kullanılması olabilir.

Türkiye bu tür tek taraflı oluşumların dışına çıkabilmelidir.   Bu aslında yıllardan beri yaşanan alışılmışlığın terk edilmesi ve yeni şeylerin üretilmesidir. Türkiye yıllardan beri birilerinin bilerek ya da bilmeyerek yanlış yönlendirmeleri ile günümüze bu şekilde sorunlarını çözmek yerine artırarak gelmiştir. Bu tür politikalarla bunları çözme imkânı da bulunmamaktadır. Bu nedenle artı kolay ve hazır yollar ve yöntemler aramak gibi, gerçekleşmesi mümkün olmayacak hayali projeler yerine her açıdan şartlara uygun, bütün sorunları kapsayabilecek şekilde,  somut ve pratik çareler aramalıdır. Bu oldukça zor ve sıkıntılı bir iş olabilir. Doğrudur da. İlk bakışta biraz soğuk bir düşünceymiş gibi gelebilir. Ama içinde bulunduğumuz şartlar dikkate alındığına başla bir alternatifimizin de olmadığını görebiliriz. Yaşadığımız coğrafya’da insani gayretlerle bir anlam kazandırmak zorundayız. Bunu yapabildiğimiz ölçüde bağımsız politikalar izleyebilir ve kendi çıkarlarımızı her platformda savunabiliriz. Aksi takdirde birilerinin bizim için hazırlamış oldukları planları uygulamaya devam ederiz. Ama nereye gittiğimizi bilmeden.

Şunu çok iyi biliyoruz ki, ne Avrupa, ne ABD ve ne de onların küresel hâkimiyetlerinin temel yapı taşlarından olan IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşlar, ülkelere karşılıksız bir yardım yapmamaktadırlar. Günümüz dünyasında dostluk, yakınlık gibi kavramların ülkeler arası ilişkilerde bulunmadığını öğrendik. Dünyadaki bütün ülkelere gör biz daha tecrübeliyiz. Yalnızca bir örnek vermek gerekirse; Birinci dünya savaşında Avrupa devletlerinin, İkinci Dünya savaşı sırasında Rusya’nın ve 1974’de Kıbrıs’a Türk askeri çıktığına ABD’nin bizlere karşı yaptıklarını bir kez daha hatırlatmak isterim. Bu tür örnekler çok. Sizler de arkanıza yaslanın ve düşünün. İnanıyorum ki, çok sayıda örnek bulabileceksiniz.

Türkiye fikir üretmek yerine ideolojik ve siyasi sloganlar üreten bir ülke haline dönmektedir. Yeni nesiller sadece bedeni çalışmadan değil aynı zamanda düşünmekten de kaçıyorlar. Eğitim yerine diploma, teori üretmek yerine hazır reçeteler, kitap yerine broşürler istenmektedir. Geçmişe bir bakıldığında 12 Eylül darbesinden sonra devletin en üst düzeyinden yükselen ‘Savaşma Seviş’ söylemleri ile yetiştirilen bu gençlerden başka ne beklenebilir ki. Düşünmek isteyenlerde bir şekilde saf dışı bırakılarak toplumdan soyutlanıyorlar. Bu arada haklarını yemeyelim. Bazı cemaatler içinde düşünenler var. İyi yetişmiş elemanlar var. Ama onların da bu ülkeye faydaları yok. Zaten zarar vermesinler, hayırlarını da istemiyoruz.

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim