• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Konya 21 °C
  • Eski SÜ araştırma görevlisi  FETÖ'nün  "Adil Öksüz" korkusunu anlattı
  • FETÖ zanlısı hakim ve savcılar sık sık adliyede toplanmış
  • FETÖ Malatya'da 70 "gaybubet" evi oluşturmuş
  • Eski SÜ araştırma görevlisi  FETÖ'nün  "Adil Öksüz" korkusunu anlattı
  • FETÖ zanlısı hakim ve savcılar sık sık adliyede toplanmış
  • FETÖ Malatya'da 70 "gaybubet" evi oluşturmuş

Acının sonu yok!

Ümit Savaş

“Ölümler ölümlere ulanmakta ustadır

Hayatsa başka bir hayata karşı”

Dilinde acıya ve ölüme dair kelimelerini bilmediğim bir diyardayım. Bu dilde, kelime dağarcığımda yer eden kelimeler ‘öldü ve öldürüldü’ yalnızca. Peki, ölüm sonrası hissedilen acı, hüzün için hangi kelimeleri kullanabilirim? Yok. Dağarcığımda yer etmemiş bunu anlatacak kelimeler henüz, çok üzgünüm... Sanıyorum ki bu öğrenmeye, konuşmaya çalıştığım dilde hüzün yok. Buradaki insanların içinde, yüzünde hüzün yok. Çok çok bir kaç damla gözyaşı sanki. Belki bu yüzden burada gömmek yerine yakıyorlar ölüleri.

Hüzünlü gibi görebileceğiniz insanlar toplum dışılar ya da psikolojik sıkıntısı olanlarmış burada. Gülümseyin diyor bir arkadaş, konuşurken, bakarken mutlaka gülümseyin. Çünkü suratı asık olanlara, gülmeyenlere rahatsız gözüyle bakıyorlar. Yüzü gülmeyenine baktığımda doğru diyorum, hiç güven vermiyor. Kendimde mi öyle görünüyorum diye vitrin camında kendime bakıyorum! Evet.

İçimdeki acıyı dile getirmek üzere cümleler kurmaya çalışırken aslında o dili hiç bilmediğimi anlıyorum. Acı, anadilin dışında başka bir dilde tam olarak ifadesini bulamıyor, söze gelmiyor. Hüzün, ancak ana dilinde kelimelere dökülüyor. Dökülürken içinizden sökülerek, yırtarak, dağıtarak, benliğinizi dağlayarak çıkıp gidiyor. Dağlanmış bağrınızla acınız belki biraz diniyor.

Saçı ağarmış, çilesi çoğalmış, ama beni gördüğü hiç bir anda gülümsemesi eksik olmayan Ablam, canım, bu kadar uzak mesafeden sana ne diyeceğimi, sesimi nasıl duyurabileceğimi, acını nasıl paylaşıp azaltabileceğimi inan ki bilmiyorum. Sözde ve konuşmada usta değilim. Bir oğul acısını ne giderebilir ki! Ne kadar beyhude bir çaba! O rahmana ve rahime olan inanç, itikad, güven dışında her şey beyhude bu acıyı bastırma konusunda, biliyorum.

Binlerce kilometre ötede dahi olsa acı insanı buluyor, yaralıyor ablam. Aynı derinlikte sızlatıyor yüreğimizi. Bu sızıyla işte yazıyorum. Ne saçma değil mi acıları yazıya dönüştürmek. Ne için peki bu? Bilmiyorum. Belki bu yazıyı bir okuyan olur da bir fatiha okur ona. Acıyı sağaltmak çabası belki. Acının sonu yok, biliyorum. Biri biter biri başlar.

Ablam, acın/m bu bulutlu göğü dağlamıyor. Bulutlar dağılmıyor. Bulutlar söz dinlemiyor. Acı, söze gelmiyor. Ben bir demir kuşla uçup oraya gelemiyorum. Yetişemiyorum. Bir başına, yalnız, zindanda gibi, çırpınıp, kaleme, kağıda, bilgisayara sarılıp, dilimin döndüğünce bir kaç dua yetiştirmeye çalışıyorum. Duyuyor musun? Anlıyor musun ablam?

Gününü, düğününü, çocuklarını göreceğin bir evladın ölümünü karşıladın, ablam başın sağolsun. Allah kalanlara sağlık versin. Ne acı bir imtihan. Herkesin farklı tonda farklı renklerde ve derinlikte yaşadığı acıyı sen bir peygamber imtihanı gibi, oğul yitirerek yaşadın. Başın sağolsun. Başımız sağolsun. Rabbim daha büyük acılardan korusun hepimizi.

Ve Annem, sana diyecek bir söz dahi bulamıyorum. O dağ gibi yüreğinin üzerine ne acılar bıraktı hayat ve bırakıyor. Eş acısı gördün, çocuk acısı gördün. Sonunda bir torun acısı da yaşadın. Annem sen sağ ol. Dayan. Sabırla, duayla. Sabret, her zaman, yıllardır sabrettiğin gibi acılara, dayan, Allah için, bizim için. Sana bir şey olmasın. Rabbim seni korusun, daha büyük ve beter acılardan. Gül yüzün, gözün gülsün.

Ve sevgilim, eşim. Bugün senin de doğum günün. Böyle planlamamıştım aslında. Uzuuun, çok uzuun zamandır ara vermiştim yazıya. Evlendiğimizden bugüne ilk ayrı geçirdiğimiz bu doğum gününde hasretimizi dindirecek bir mektupla yazıya başlamayı planlamıştım. Olmadı. Acı sevgiyi şu an için bastırdı. Yazıda acı galebe çaldı. Ama yine de mahzun olma sen, üzülme! Mağrur ve dik ol her zaman olduğun gibi. Dayan iki oğul ile ayrılığa, hasrete, bu günler gelip geçer. Hayat böyle neylersin. Doğum günün kutlu olsun!

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
sevil köse
01 Kasım 2010 Pazartesi 17:23
evet,hayat böyle işte.................
sayın yazarım tam hoşgeldiniz diye yazıya başlayacaktım ki,yazınızı okuyunca,yine bir başka çığlık ve bir başka acı başka yüreklerde hem size hem bize ulaşmış ve yazınıza düşmüş.Öncelikle baş sağlığı diliyorum,allah ailenize sabırlar versin.Acıyı yazmak,evet evet bence acı yazarak azalıyor,hemde en çok yazarak azalıyor.Eşinizin doğum gününü kutluyorum,yazılarınızın devamını diliyorum.Bu gün acı yazılır,yarın mutluluk,yarın sevinç,HAYAT BÖYLE İŞTE NEYLERSİNİZ.
saygılar sunuyorum.
78.170.93.24
Remzi
01 Kasım 2010 Pazartesi 11:32
:(
başın sağolsun abi!...
88.255.225.19
celalettin çelebi
01 Kasım 2010 Pazartesi 11:23
hüzünlere bulanmak
her dilde hüzün vardır. her dili bir insan konuşur. ama bizim dilimiz, toprağımız, kültürümüz kısaca ruhumuz acı ve hüzünle yüklüdür.demez mi şair, melali anlamayan nesle aşina değiliz, diye. büyük imtihandır evlat acısı. başın sağolsun bacım başın sağolsun, sevgili dostum ümit, rabbimin rahmeti ve sabrı boldur mekanını cennet eylesin
92.11.96.211
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim