• BIST 82.779
  • Altın 146,779
  • Dolar 3,7701
  • Euro 4,0274
  • Konya -7 °C
  • Milyonlara müjde! TBMM'den geçti
  • Erdoğan FETÖ'nün itirafçı oyununu açıkladı!
  • Himmet toplantısı 'havuz' himmet parası 'tereyağı'
  • Milyonlara müjde! TBMM'den geçti
  • Erdoğan FETÖ'nün itirafçı oyununu açıkladı!
  • Himmet toplantısı 'havuz' himmet parası 'tereyağı'

AB Rüyası Bitiyor mu?

Ufuk Karadavut
Avrupa Birliği son günlerde oldukça sıkıntılı günler yaşıyor. Böyle giderse de yaşayacaklarının yanında bugünküleri arayacaklar gibi. Fransa ve Hollanda’nın Avrupa Anayasası’nı reddetmelerinden sonra, Avrupa Birliği ülkelerinde büyük bir telaş başladı. Taşlar yerinden oynamaya başladı. Daha da ötesi, bazı ülkelerde birliğin geleceği tartışılmaya başlandı. Almanya’da yayınlanan Süddeutsche Zeitung gazetesi ‘Tarih içinde yaşanan krizler, Avrupa’nın yapı taşlarını oluşturmuştur. Ama şimdi durum farklı. Çünkü, Avrupa aynı anda birden çok darbe yedi’ diyerek durumun ciddiyetini göstermeye çalışmıştır. Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenen ise anayasanın reddedilmesine farklı bir boyuttan bakarak ‘Anayasa için yapılan oylamanın sonuçlarının Avrupa Birliği ve politikacılarla vatandaşların arasındaki görüş farklılığını açık bir şekilde ortaya koymuştur’ diyerek ‘halka rağmen’ hiçbir şeyin yapılamayacağını vurgulamıştır. Bütün bunlar olurken, İngiltere ‘referandumu erteleyebileceğini’ açıkladı. Şimdi sormak gerekiyor. Avrupa Birliği adı altında kurulmaya çalışılan ve yıllardan beri büyük uğraşlar verilen bu oluşumun temel paydası ‘AB Anayasası’ bazı ülkeler tarafından daha en başında reddedildiğine göre, Avrupa’yı birleştirecek ya da bütünleştirecek temel özellik ne olacaktır? Bu temel özellik kültür mü olacak, sanat mı olacak, din mi olacak? Sonuçta birleştirici temel özellik ne olursa olsun, hukuksal temeli olmayan bir oluşumun uzun ömürlü olması uygulamada mümkün değildir. Aslında yasal bir nitelik kazanmadığı için meşrulaşmış da değildir. Zira temeli yoktur ve sanal bir birlikteliğin ötesine geçmez. Anayasal hukuk, genel anlamda toplumsal bir sözleşmeyi ifade etmektedir. Toplumun hemen her kesiminin uymak zorunda olduğu bir sözleşme. Bu açıdan değerlendirildiğinde ‘Anayasayı istemiyoruz’ demek birliği yok saymak, birleşmeyi reddetmek, ortak bağlayıcı unsurları kabul etmemek ve aynı zamanda her türlü sosyal ve siyasi bağları kabul etmemek anlamına gelmektedir. Böyle bir durumda da AB tüzel kişilik kazanamadığından, siyasi bir kimliğin ötesine gidemeyecektir. Bugün için görünen o ki, AB meşruiyetini kaybetme noktasına gelmiştir. Bundan sonra Avrupa’yı yeniden ve daha sağlıklı bir şekilde değerlendirmeye ihtiyacımız vardır. Çünkü, bir yanda devlet başkanları tarafından yeni kabul edilen anayasası bazı ülkeler tarafından reddedilmiş bir Avrupa, diğer yanda ise bütünleştirici özelliği ısrarla ön plana çıkarılmaya çalışılan bütünleşmiş bir Avrupa. Biz bu iki oluşumun neresinde yer alacağız? Birinci oluşum tamamen gerçek ve yaşanmış durumda. Muhtemelen kendisinden sonraki olaylara da yol gösterici olması bakımından önemli. Oysa ikincisi tamamen bir hayal ürünü gibi duruyor. Olması beklentilerin ve ümitlerin ötesine geçmemişe benziyor.Türkiye devlet olarak yıllarca ikinci oluşumun peşinde koştu durdu. Halen de koşmaya devam ediyor. İspanya Başbakanı ‘Buna göre en büyük zararı Türkiye görecektir’ şeklinde açıkça ifade etmesine rağmen, halen daha bunun yanlış olduğunu vurgulayıp kendi bildiğimiz yoldan yürümeye devam ediyoruz. Tamamen sanal bir Avrupa Birliği peşinde koştuğumuz görülmeye başladı. Avrupa’da yaşayan insanlar bağımsızlıklarını ve milli kimliklerini her şeye rağmen kaybetmek istemiyorlar. Biz neden kaybetme peşinde olalım. Bütün tarihi gerçekler ortada olmasına rağmen, hiçbir şey olmamışçasına ısrarcı olmak anlaşılır gibi değil. Israrda aşırıya kaçmak teslimiyetçiliği de beraberinde getirebilecektir. Bu yüzden ısrarcı olunmaması ve gerekli yerde ve noktada masaya vurularak ‘Hayır’ denilebilmesi gerekmektedir. Avrupa bizim kendi geçmişimizle ve kültürümüzle bir arada bırakmak istemiyor. Bundan fazlasıyla da korkuyor. Çünkü, adamların şuuraltında ‘Türkler’ var. Bu nedenle Türkiye de Türklerin hakimiyet kurmaması ve mümkünse Türkiye’nin Türksüzleştirilmesi düşüncesi ağırlıkta. Bunun son örneğini oylama bittikten sonra basın açıklaması yapan Hollandalı ‘Hayırcı’ lider Geert Wilders ‘Türkleri durdurmak için mücadele verdiklerini’ açıkça ifade edebilmiştir. Yani Hollandalılar’ın AB Anayasası’na hayır demelerinin temelinde ‘Türkler’ bulunmaktadır. Fransa ise Türkiye ile yapılacak müzakerelerin mümkün olduğunca uzak bir tarihe ertelenmesini istiyor.Büyük bir devlet olma isteği ile yola çıkan Avrupa, sıkıntılarını bile bugünün olumsuzluklarından değil, geçmişinden kaynaklanan geleneksel ‘Türk korkusu’ndan dolayı yaşıyor. Batının Türkleri ne kadar sevdikleri ve ne kadar dostumuz oldukları da bu şekilde açıklığa kavuşmuş oluyor. Bütün bunlardan çıkardığımız sonuç, Avrupa Birliği mayası tutmamıştır. Önümüzdeki dönem içinde de tutması muhtemel gözükmemektedir. Bu sebeple, ‘Avrupa Birliği’ne girme hedefi’ Türkiye’nin öncelikleri arasından çıkarılmalıdır. Daha sağlıklı ve ülkemize yakışır birliktelikle hedeflenmelidir.
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim