• BIST 83.067
  • Altın 147,029
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Konya 0 °C
  • İçişleri'nden valiliklere kritik 'kargo' uyarısı!
  • Hakan Şükür'ün istifa mektubunu bakın kim yazmış!
  • FETÖ'nün yeni rüyası! Bu kez iyice uçtular
  • İçişleri'nden valiliklere kritik 'kargo' uyarısı!
  • Hakan Şükür'ün istifa mektubunu bakın kim yazmış!
  • FETÖ'nün yeni rüyası! Bu kez iyice uçtular

AB Raporu'nda Türkiye

Ufuk Karadavut

Avrupa Birliği fikri uzun yıllardan beridir ülkemiz insanlarını vaatleriyle etkileyen ve bir o kadarda yanıltan bir hareketti. Yıllardan beridir yapılan çalışmalar ve verilen bütün tavizlere rağmen gelinen nokta pekte istenilen yer değil. Avrupalı yetkililerin birbirleri ardına yaptıkları ‘Türkiye’yi Avrupa’da istemiyoruz’ sözlerine rağmen bizler bütün gücümüzle Avrupa’ya uyum sağlamaya çalışıyoruz. Son yıllarda çıkan bütün kanunlar, yasalar, tüzükler vs. hemen hepsi AB’nin standartları ile sınırlıdır. Bunların dışında bir yasa veya kanun çıkartma imkânımız elimizden alınmıştır. AB uyum sürecinde Türkiye’de yaşanan gelişmeleri belirleyebilmek için belli dönemlerde ilerleme raporları hazırlar. Bu raporlardan biride yılbaşından önce yayınlandı.

           
İlerleme raporunda üzerinde durulan önemli konulardan birisi “Sivil Anayasa” çalışmalarıydı. AB Komisyonu, "1980 askeri darbesi döneminde yazılan mevcut Anayasa'nın AB standartlarına uygun şekilde birçok alanda daha fazla demokratikleşmeye izin vermesi ve temel özgürlüklere daha güçlü güvenceler sağlaması için değiştirilmesi gerektiği konusunda farkındalığın arttığını" bildirdi. Bu raporu hazırlayan Avrupalılara şunu sormak gereklidir; ‘daha fazla demokratikleşme’ kelimelerinden ne anlatılmak istenmektedir. Demokratikleşmenin bir sınırı var mıdır? Var ise bu neresidir. Avrupa’da bulunan demokratikleşme bu sınırın neresindedir. Toplum yaşamında hiç bir şey sınırsız olamaz. Sınırsız bir toplum demek toplumun aslında olmaması demektir. Toplu yaşanılan yerlerde hayat ister istemez sınırlanır. Çünkü bir kişinin özgürlüğü diğer bir kişinin özgürlüğünün başladığı yerde biter. Eğer bitmez ise huzursuzluk başlar. Huzursuzluk giderilmez ise, bu durumda anarşi ve terör başlar. Avrupa’da bu durumu kabul edebilecek kaç yönetici çıkabilir. Eminin sıfırdır. Ama ne hikmetse bu konuda Türkiye’ye ciddi baskılar yapılmaktadır. Yapılmaya devam edileceği de görülmektedir.

           
AB İlerleme Raporunda bu kapsamda Türkiye'den, Anayasa'nın özellikle siyasi partiler, sendikalar ve Türkçe dışındaki dillerin kullanımıyla ilgili maddelerinin gözden geçirilmesi ve kamu denetçiliği (ombudsmanlık) kurumunun önündeki engellerin kaldırılması talep edildi. Ayrıca, bir grup akademisyence 2008 yılı başında hazırlanan sivil anayasa taslağının gündeme alınmaması, siyasi partilerin anayasa değişikliği konusunda uzlaşamaması ve "hükümetin Anayasa değişikliği için bir öneri ya da yöntem teklifinde bulunmaması" eleştirildi. Hükümetin daha etkin çalışabilmesi için Haziran ayında Avrupa Birliği Genel Sekreterliğini (ABGS) yeniden yapılandırdığı ve Dışişleri, İçişleri ve Adalet bakanlarıyla Devlet Bakanı ve Baş müzakereciden oluşan Reform İzleme Grubunun iki ayda bir düzenli toplanması isteğinin ifade edilen belgede, "Buna karşın (hükümet tarafındaki) bu tür çabalar daha somut ilerlemeyle sonuçlanmalı. TBMM'deki büyük çoğunluğu ve halktan aldığı güçlü yetkiye rağmen hükümet, genel olarak siyasi reformlarda sınırlı somut ilerleme sağladı" görüşü savunuldu.

           
Raporda adı geçen olaylar incelendiğinde bir ülkenin başka ülkelerin iç işlerine ne derece karışabileceğinin örnekleri bolca yer almaktadır. AB açık ve net bir şekilde iç işlerimize karışmakta ve çıkarttırılan yasalar ile bu kolaylaştırılmaktadır. Dışarıdan bakıldığında kendi kendini yöneten bağımsız bir ülke görünümünden çıktığımız ve güdümlü bir ülke olduğumuz görünümü hâkim olmuştur. Eğer bu böyle devam ederse görünüm gerçeğe dönüşebilir. Dönüşürse de Türkiye Cumhuriyeti devletinden bahsetmek artık mümkün olmayacaktır. Zira sizin hemen her hareketinizi başkaları belirler ve sizi başkaları yönlendirirse sıkıntı çok büyük demektir. Sıkıntılar büyüdükçe çözümü de o derece zorlaşmaktadır. Zor meseleleri çözmek aynı oranda büyüyen irade ile mümkün olabilir. Ama bütün kurum ve kuruluşlarını AB standartlarına göre düzenleyen bir devlet olarak bu iradenin oluşması mümkün görünmüyor. Bağımsız bir Türkiye ancak, kendi kararlarını kendi aldığı sürece olabilir, aksi durumda bağımsızlıktan bahsetmek kendi kendimizi kandırmaktır. Kendi kendimizi kandırmak ise kendimize ve geleceğimize yapılabilecek en büyük kötülüktür.   

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim