• BIST 108.489
  • Altın 152,547
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Konya 5 °C
  • Erdoğan: Nerede bize yönelik taciz varsa ansızın vurabiliriz
  • Destici, yeniden BBP Genel Başkanlığına seçildi
  • Tarih Yazan Lider: Aliya İzetbegoviç
  • Erdoğan: Nerede bize yönelik taciz varsa ansızın vurabiliriz
  • Destici, yeniden BBP Genel Başkanlığına seçildi
  • Tarih Yazan Lider: Aliya İzetbegoviç

10 Muharrem denince…

Salih Sedat Ersöz

Hicret’in yıldönümü olan Muharrem Ay’ı içinde çok önemli olaylar zuhur etmiştir. Özellikle Muharrem Ay’ının 10. günü olan Aşure gününün ayrı bir önemi ve kudsiyeti vardır. Muharrem Ay’ı kutsal sayılan aylar arasında, Aşure günü de kutsal sayılan günler arasındadır. İnsanlık tarihi 10 Muharrem’de meydana gelen çok önemli olaylara şahit olmuştur.

10 Muharrem halk arasında aşure günü olarak bilinir ve o gün pişirilen aşure yakınlara, komşulara ikram edilir. Aşure dağıtımı dini bir olay olmamasına rağmen, halkımız arasında gelenek olarak yıllardır uygulanmakta ve yardımlaşmanın güzel bir örneği ortaya konmaktadır.

10 Muharrem’de çok önemli bazı olaylar zuhur etmişse de, benim zihnimde 10 Muharrem denince, sürekli Kerbelâ vak’ası canlanır. Bilindiği gibi Kerbelâ’da, Efendimizin sevgili torunu Hz. Hüseyin ve yakınlarından 72 kişi acımasız bir katliama maruz kalmışlardı. Kerbelâ olayı, İslâm tarihinin en acı ve binlerce yıldır yüreğimizi dilhûn eden bir olay olarak tarihe geçmiştir.

Peygamber Efendimiz; sevgili torunları Hz.Hasan ve Hz. Hüseyin hakkında, “bunlar benim oğullarımdır, kızımın oğullarıdır. Allah’ım ben onları seviyorum, sen de onları sev ve onları sevenleri de sev” buyurmuştur. Bir başka Hadis-i Şerif’te Efendimiz, “Hasan ve Hüseyin’i seven beni sevmiş, onlara kin tutan da bana kin tutmuştur” buyurmuştur. Peygamber Efendimiz Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin’in gönüllerince oynayıp eğlenmeleri için onlara eşlik eder, bir çocuk gibi onlarla oynardı. Efendimiz, bir gün yanına gelen Hz. Ali, kızı Hz. Fatıma ile torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i göstererek “işte bunlar benim ehl-i beytimdir” demişlerdir.

 Hz.Hüseyin doğduğu zaman Peygamber Efendimiz, “o cennet gençlerinin efendisi, seyyididir” buyurmuş ve hicretin dördüncü yılı Şaban ayının 5.günü Medine’de dünyaya gelen Hz. Hüseyin’in ismini bizzat kendisi koymuştur. Hz. Hüseyin, yaratılış ve ahlak itibariyle Peygamber Efendimiz’e çok benziyordu. Halim, selim ve yumuşak huylu idi. Şefkat, merhamet sahibi ve çok cömert idi. Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin, iki cihan güneşi Efendimizin şefkat ve merhamet pınarından doyasıya içerek büyüdüler. Dedelerinin yanından hiç ayrılmadılar. Onun mübarek dizlerinde oturarak, onun sevgi dolu gönlünden feyizler alarak yetiştiler. Onun nübüvvet nuruyla geliştiler. Ondan aldıkları nurla, gözlerini ve gönüllerini nurlandırdılar.

Peygamber torunu Hz. Hüseyin, Muaviye’nin ölümünden sonra halifeliğini ilan eden Yezid’in zulüm ve adaletsiz yönetimini kabul etmemiş ve ona biat etmemişti. Bunun üzerine Kûfeliler, Hz. Hüseyin’i ısrarla davet ederek, Yezid’in zulüm düzenine son vermesini istemişler ve kendisine biat edeceklerini bildirmişlerdi. Kûfe halkının bu sözüne güvenen Hz. Hüseyin yanına aldığı bir avuç dostu, akrabası ve ehli beytle birlikte Kûfe yolunda iken, Kerbelâ çölünde, Yezid’in ordusu tarafından ablukaya alındı. 90 kişi olduğu rivayet edilen Hz. Hüseyin ve yanındakiler, binlerce kişilik askeri bir ordu tarafından günlerce muhasara altında tutuldu ve kendilerine su bile verilmedi. 

Hicretin 61. yılı Muharrem ayının 10. günü Kerbelâ’da, İmam Hüseyin’e saldırı başladı. Bu acımasız saldırının tek nedeni zulmün ve kötülüğün sembolü Yezid’e biat edilmemesidir. Hz. Hüseyin’in yanındaki bir avuç mücahid ve ehli beytten hanım ve çocuklar, sayıca çok fazla olan bu orduya karşı büyük bir direnç gösteriyorlar ve bir bir şahâdet şerbetini içiyorlardı. Hz. Hüseyin’de kahramanca savaştı ve almış olduğu otuzüç mızrak ve otuzdört kılıç yarasıyla bedeni toprağa yığılırken, ruhu şehitlerin ruhuna karışıyordu. Şehit düştüğünde 57 yaşındaydı. Şehit olanların içinde Hz. Hasan’ın iki küçük oğlu, Hz.Hüseyin’in bir küçük oğlu ve daha kundakta olan bir yavrusu da vardı. Kerbelâ’da Hz. Hüseyin’in akrabalarından 72 kişi şehit edilmişti. Ehli beyt adeta tümden imha edilmek istenmişti.

Savaş bittikten sonra Yezid’in ordusu bununla da kalmadı. Çadırları ateşe verdiler ve şehitlerin başlarını keserek, kesik başları ile birlikte geride kalan kadın, çocuk, hasta ve yaralı olan esirleri önce Kûfe’ye sonra da Şam’a Yezid’in yanına getirdiler.Yezid, Şam’daki sarayında İmam Hüseyin’in mübarek başını elinde tuttuğu çubuğuyla oynuyor ve mübarek dişlerine vuruyordu. Sahabeden Ebu berze Eslemi bunu görünce dayanamadı ve, “Sana yazıklar olsun Yezid. Hüseyin’in ağzına mı vuruyorsun? Vallahi iki gözlerimle Peygamberin, Hasan ve Hüseyin’in ağızlarını öptüğünü gördüm” diye haykırdı.

Hz. Hüseyin ve yakınlarının şehit edilmeleri haberi üzerine Medine halkı feryatlara boğulmuş, o günden bu güne geçen binlerce yıl, o feryadı ve yürek yangınını dindirememiştir. Kerbelâ hadisesi; vefasızlığın, verilen sözün yerine getirilmemesinin ve samimiyetsizliğin acı bir sonucu olarak tarihe geçmiştir. Yüreklerimizi dağlayan o olayın acısını her 10 Muharrem’de olduğu gibi dün yine gönüllerimizde hissettik.

Efendimizin ve O’nun sevgili torunlarının şefaatlerini ve günümüzün Yezid’lerinin şerrinden mü’minleri korumasını Rabbimizden niyaz ediyorum. Mutlu yarınlar efendim.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Abdullah Krbr
14 Kasım 2013 Perşembe 19:24
Mükemmel tahlil
tşk abi 10 muharremde 10 numara bir yazı..
195.174.114.77
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim